...

Pozisyon Hatası

Sitemizi yeniliyoruz ama tadilat var, deyip sizden ayrı düşmek de istemediğimiz için etraf biraz dağınık, kusurumuza bakmazsınız artık.

Bunlar Hep
Hususi Edisyon

Hususi Edisyon baskısı 100 adetle sınırlandırılmış, koleksiyon değeri taşıyan, piyasa baskısı öncesi çalışmalardır. Ayrıntılı bilgi edinmek için Hususi Edisyon sayfamızı inceleyebilir, aklınıza düşen soruları yöneltmek için bize yazabilirsiniz.

Biliyorsunuz: dusulkekolektif@gmail.com

Düşülke İftiharla Sunar

Yirmi Kaç Yıl
Emrah Yıldırım
Hususi Edisyon | Şiir İçin
Lili’nin Destanı
Mustafa Tuncer
Hususi Edisyon | Şiir İçin
Saldırı Manifestosu
N. Toygar Ateş
Düşülke | İdrak Tahlili
Selase
Adem İşler
Hususi Edisyon | İdrak Tahlili
Yeni Moskova
Yiğit Kerim Arslan
Hususi Edisyon | Şiir İçin
Yazılmamış Bir Kitapçık
Gizem Pınar Karaboğa
Düşülke | Cep Kitap

Kısacık

Kitaplarımızı hazırlarken her biri yeni birer, hikâyecik bırakıyorlar bizde ve biz de bunlardan bazılarını paylaşmak istiyoruz sizlerle.
Misal, Yirmi Kaç Yıl, Emrah Yıldırım'ın yirmi küsur yıldır "biriktirdiği" şiirlerinden oluşan bir ilk kitap; o yüzden adı böyle.
Mustafa Tuncer'in Lili'nin Destanı'nın tam da Kudüs üzerinde karanlık bir bulut dolanmaya başlamışken yayınlanacak olması önceden planlanmış değildi. Valla billa!
Saldırı Manifestosu nevi şahsına münhasır yazarımız N. Toygar Ateş'in, nevi şahsına münhasır modern ve ötesi topluma eleştiri yazılarından oluşuyor. Bizi de heyecanlandıran bir kitap oldu. Umuyoruz beğeneceksiniz.
Selase'nin kapak çalışmasını sevgili Adem İşler'in Hindu (öyle deniyordu, değil mi?) bir arkadaşı hazırlamış. Biz denedik, adını bir kerede söyleyemiyoruz...
Genç şair Yiğit Kerim Arslan'ın Yeni Moskova'sının kapak çalışmasıyla yeni bir yaklaşım getirmiş olduk kapaklarımıza; zaten ardı sıra birkaç kapağımızı daha bu tarzda hazırladık.
Yazılmamış Bir Kitapçık'ın kapak çalışmasını Kübra Demir hazırladı bizim için. Ne yetenek ama! Hayranız. Pektabii sevgili Gizem Pınar... Pınar Gizem miydi yoksa... Neyse, yani yazarımız da bir o kadar yetenekli olunca, çalışmak keyfe dönüştü.

Şunlar Pek Revaçta

Tımarsız Karafalar
Onur Sakarya
Yakarsa Dünyayı Vampirler Yakar
Aytaç Ars
Saldırı Manifestosu
N. Toygar Ateş

Külüstür Metinler | Onur Sakarya

Kıbrıs Defterleri | Janset Karavin

Hazır sizi yakalamışken söyleyelim ki haberiniz olsun, hem lafı geçerse havanızı atarsınız falan arkadaş ortamlarında...
Alengirli Mecmua (bkz. üstte logosu mevcuttur) Düşülke tarafından sadece bir kez, o da 2015'te yayımlanabilmiştir. Başka sayısı maalesef yoktur. İşte o sayımızın içeriği ve geçen seneler boyu biriktirdiklerimizle beraber "her şeyi" sitemizde okuyabilirsiniz. Ama ilginçmiş, ben o sayıyı edinmek de isterim derseniz bize yazabilirsiniz tabii. Biliyorsunuz: dusulkekolektif@gmail.com
Şuraya tanıtım filmimizi koyalım...

Ben şuracıkta olsa okurdum, diyenlere pişmiş armut şeklinde de buraya koyalım...

Söz Özgür Olmayınca Yitip Gideriz...

Rafik Schami | Söyleşi: Meltem Demir Slonate

Yıllar önce bavulu ve umutlarıyla geldiği ülkenin en önemli yazarlarından biri bugün Rafik Schami. Kendisiyle çocukluğundaki Şam‘ı, öykü anlatıcı-larını, Türk edebiyatını, Suriye’yi, yeni kitabını, özgürlüğü konuştuk.

...

Sayın Schami, 44 yıldan beri Almanya’da sürgünde yaşıyor, öykülerinizde ise sürekli Şam’a geri dönüyorsunuz. Bu sizin bir parçanızın daima çocukluğunuzun Şam’ında yaşadığı duygusunu uyandırıyor. Harikulade bir şehir olan Şam sizin için ne ifade ediyor?

Gerçekten de öykü ve romanlarımın neredeyse hepsi Şam’da geçiyor. Bu tamamen duyduğum özlemle ilgili, çünkü 44 yıldan beri şehrime gidemiyorum. Kısacası kovulduktan sonra edebiyat vasıtasıyla şehre arka kapıdan girebilmek için yazıyorum. Fakat bu aynı zamanda şehri herkesten daha iyi tanımamla da ilgili. Zaman içinde şehirle ilgili belgelerden oluşan bir kütüphanem oluştu. Bu arşiv sayesinde ve özgür olmam nedeniyle Şam’da yasayan bir yazardan çok daha iyi araştırma yapabiliyorum.

Arap dünyasında geleneksel olarak bir sözlü anlatım kültürü vardır. Siz bizzat harikulade bir ‘öykü anlatıcısı’ olarak bu geleneksel anlatımla Batının yazılı anlatımı arasındaki dengeyi mükemmel bir ustalıkla kuruyorsunuz. Bu harmanlamayı yaparken hangi unsurları dikkate alıyorsunuz?

Sözlü anlatım sanatının unutulmaktan kurtarılarak 21. yüzyıla taşınması gerekmektedir. İnsan anlattığı süre boyunca umut besler. Sözle anlatmak, reşit olmak, cesur olmak, başkalarını bilinçli şekilde bilgilendirmek demektir. Özgürlük, reşit vatandaşlar talep eder. Ben ne prenseslerden ne de kimi halifelerden bahsetmek istiyorum. Kahramanlarım her sokakta, her köyde karşılaşılabilecek insanlardan oluşuyor. Bu sanatın Almanya’da kabul görmesi ise benim şansım oldu. Dün Tübingen’de gerçeklestirdiğim etkinliğe 1200 seyirci katıldı. Otuz yıldan beri bu sanat uğruna sabırla yürüttüğüm çabaların böyle meyveler vermesi beni çok mutlu ediyor.

rafik-schami

Rafik Schami, 1946’da Şam’da dünyaya geldi. 1971’de Almanya’ya göç etti. Heidelberg Üniversitesinde kimya okuyup 1979 yılında aynı üniversitede doktorasını yaptı. Günümüz Alman edebiyatının en önemli yazarlarından biridir. Kitapları 27 dilde yayınlanmış bir çok ödüle layık görülmüştür. Bunların arasında Hermann Hesse, Chamisso, Nelly.Sachs ve Unutmaya Karşı Demokrasi İçin ödülleri yer almaktadır. Rafik Schami 2002 yılından beri Bavyera Güzel Sanatlar Akademisi üyesidir. Yayınlanmış eserleri arasında Bir Avuç Yıldız (1987), Gece Masalcısı (1989), Dürüst Yalancı ( 1992), Sevginin Karanlık Yüzü (2004), Yüreklerdeki Şam (2006), Hattatın Sırrı (2008), Kocasını Bit Pazarında Satan Kadın (2011), Makarna Salatası Adında Bir Alman Tutkusu (2012), Cesaret, Onur ve Söz (2013), Mario Ustanın Yaramaz Kuklaları (2014), Widu’nun Kalbi (2014), Sofia, veya Tüm Öykülerin Başlangıcı (2015) bulunmaktadır.

Kulis Muhabbetleri

Maksat Şöhret Değil Efsane Olmak

Flört | Söyleşi: Ezgi Kutlar & Janset Karavin

Flört’le Kıbrıs konseri öncesinde, eski-yeni albümlerinden, teknolojiden, 70’lerden, 80’lerden tutun da paradan puldan, şandan şöhrete kadar nelerden nelerden lafladık…

“Türkiye’de zaten belli bir kararlılıkla devam etmek zorundasınız. Flört müziği gibi bir müzikten bahsediyoruz; onun geçmişinde Kim Bunlar, Bekârlar var. Düşünün bir, 1991 yılında ilk kez sahneye çıktık; 1991 neydi? “Bastın, faka bastın, beni fazla hafife aldın…” falandı yani, anlatabildim mi? Ya da Takmış takıştırmışlardı, Kıl Oldum Abi’lerdi ve biz müziğe daha yeni başlamıştık. Bizim yaptığımız müzik tarzı o zaman da böyle bir şeydi aslında. Artık tabi çok gelişmiş, bir şekilde olgunluğa erişmiş bir tarz ama çıkış noktamız bu yani aslında. Kendi kulvarımızı yarattık biz. İnsanlar bunu söylüyorlar bize, evet, biz kendi kulvarımızı yarattık. O yüzden de kendimize bir rakip görmüyoruz, kendimize özel bir hedef koymuyoruz, çünkü bizim nereye gideceğimiz belli olmaz. Burada da kalabiliriz, biraz daha ileri de gidebiliriz, ama belki efsane de olabiliriz.”

Ya Sev, Ya Terk Ediyorum!

Luxus | Söyleşi: Ezgi Kutlar

Dünyalı Olmak Uzlaşmayı Bilmektir

Bülent Ortaçgil | Söyleşi: Ezgi Kutlar

“Mesela az evvel bahsettiğim hafif dünyalı olmanın -sanki bana öyle geliyor- getirdiği birtakım özelliklerden bir tanesi de uzlaşmayı bilmek. Başka egoları da kabullenmek, daha doğrusu kendi egonu iyi törpülemek gibi şeyler bana aşılamış olmalı ki, beraber çalışmaya çok yatkın biriyim.”

12325967_10205836914621149_675512837_o

Kütleyi Değil, Işığı Yontarız…

Mehmet Aksoy [Böcek Ev] | Söyleşi: Zeliha Demirel

“Gün boyu değişen ışığa göre ve ışığın açısına göre heykelin anlamı da değişir. Mesela bazen öyle olur ki, öğlen sıcağında kontrastlar inanılmaz çoğalır, siyah beyaz olur ve griler biter. Onun için heykel biraz da ışığı yontma sanatıdır, aslında kütleyi değil ışığı yontarız biz.”

lfkapak

Algılamak ya da Algılamamak, İşte Bütün Mesele Bu!

N. Linda Fraim | Söyleşi: Janset Karavin & Ezgi Kutlar

“Sonuçta şöyle bir mantık var; sen psikologsun, senin bütün sinirlerin alınmış, senin her şeyi alttan alman gerekiyor, sakin olman gerekiyor. Yok yani, kusura bakma, ben de etten kemikten yapıldım. Benim de bir kaldırma kapasitem var.”

leventkaratas1-copy

Kütleyi Değil, Işığı Yontarız…

Mehmet Aksoy [Böcek Ev] | Söyleşi: Zeliha Demirel

““Okur çook usta bir kalp kırıcıdır” çünkü bunları konuşur, bunları okur ve diğer edebiyatın zor dünyasının içine girmediği gibi, olmamış, dediği kitabı ya da şiiri sahaflara satar. Bu olmamış hırçınlığı uçar ve şairi bulur. Okur kolaylığı seçmiştir ve en zor denklem, dediği…”

Memleketim Türkçe | Bahtı Açık Olsun

Onur Caymaz "Herkes Yalnız" | Yazışı: Janset Karavin

94.9 Açık Radyo |Sizin İş De Zor

Ömer Madra | Söyleşi: Janset Karavin

Rastlantının Böylesi!

Çizim: Turgut Özalp

Kadını Bastıran Zihinler Sanata Da Karşıdır

Derya Alabora | Söyleşi: Tuğba Dinçmen

Balkon, Ay Tedirginliği, Donmuş, Oyunu Bozun, Sevim Burak’ın Yanık Saraylar’ından uyarlanan, Ya Seni Rüyasında Bir Daha Hiç Görmezse gibi, içimize işlemiş oyunlarda birbirinden başarılı karakterleri canlandıran; belki de birçoklarımızın, 90’lı yıllarda rol aldığı televizyon dizisi Şaşıfelek Çıkmazı’yla ya da birçok filmdeki başarılı performanslarıyla sevdiğimiz Derya Alabora’ya, Çukurcuma’da, Café Lumiere’de rastgeldik…

“Üzerinde yaşadığımız dünyayı kurguluyoruz. Daha doğrusu birileri, bizim adımıza kurguluyorlar. Kurallar koyuyorlar, yasaklar getiriyorlar. Hem bizim devlet yapılanmamız, hem de başka devletler, halklar hakkında karar veriyorlar. Tabii ki bu durum, aynı zamanda, olması gereken bir şey. Yani insanları belli kurallarla, yönetmek. Ama burada yanlış olan şey, bizim hiç söz hakkımızın, hatta hiç hakkımızın olmaması. Bütün roller, onların istedikleri gibi dağılmış. Yasa koyucular, ahlâk savunucular, kendi çıkarları için, bizi istedikleri kalıba sokup, oturdukarı yerden rahatça yönetebiliyorlar. Ve bütün hayatımız bize biçilen rolleri oynamaya çalışmakla geçiyor. Bu rollerin içindeki en büyük rol, suçlu rolü. Günlerimiz, gecelerimiz, kendimizi temize çıkarmaya uğraşmakla geçiyor. Hatta Kafka’nın da söylediği gibi, suçlu olarak dünyaya gelip, hepimiz kendi suçumuzun ne olduğunu bulmaya çalışıyoruz.”

Hemşerim Memleket Nere'?

Dünyanın En Uzun 50 Metresi

Neşe Yaşın | Söyleşi: Ezgi Kutlar

80’li yıllarda Kıbrıs’ın bölünmesine karşı tepki olarak Lefkoşa’nın güneyinde yaşayan, kendi deyişiyle “dünyanın en uzun 50 metresi”ni barış için kat eden yazar Neşe Yaşın’la Kıbrıs’ı, edebiyatı, özgürlüğü konuştuk…

 

Bir yandan çok olabilecek bir şey bir yandan da zor bir şey. Bizi olumlu düşünmeye iten bir neden, insan potansiyeli. Kıbrıs’ın her iki tarafında bunu gerçekleştirebilecek insan potansiyeli var. Bir yandan da bu bölünmeden çıkar elde etmiş, bu bölünme sayesinde kimlik bulmuş ve de bölünme sonrasında uzmanlaşmış bir politik elit var… Ve bu bölünmeden ötürü ekonomik çıkar sağlayan bir kesim de var. Bunlar eğer Kıbrıs bir gün birleşse bundan çok fazla etkilenecekler, işlerini güçlerini kaybedecekler. Bu kesim bir biçimde birleşmeye engel oluyor. Sadece bu kesim engel olmuyor tabii ki çok daha karmaşık bir sorun bu sorun. Mesele Kıbrıslılar tarafından da çözülmesine izin verilmeyen uluslararası bir mesele. Türkiye işin içinde, Yunanistan şimdi biraz geri dursa bile işin içinde, İngiltere, Amerika işin içinde. Sinsi planlar olabilir. Diplomatik dilin iki yüzlülüğü söz konusu. Bu “görüşme masası” denen masa bir ülkeyi birleştirmek için kurulmuş bir masaya hiç benzemiyor. Sanki bir şirket birleştiriliyor ya da iki şirket birleştirilip yeni bir şirket kuruluyor gibi. Bu düzeyde tartışılıyor. Son derece steril ve halktan kopuk bir ortamda, herkesin unuttuğu bir yerde gerçekleşen görüşmeler… O masada bir anlaşma çok zor ama belki çıkacak.

Barış sokakta kurulur. Dünyanın her tarafında insanlar sokaklara çıkıp büyük gösteriler yapmadığı sürece değişme olmamış. Bütün değişimler böyle olmuş… O yüzden o masa o kadar kopuk ki insanlardan. O masa bir satranç odası, orada bir satranç oynanıyor, bir güç savaşı var o masada; bir barış masası değil. İşte belki bu değişecektir. Belki Akıncı’yla farklılaşabilecektir. Biraz umutluyuz ama zor, Akıncı’nın işi de zor.

Bir Yazar Ki

Malaussene Efsanesi

Daniel Pennac | Yazı: Orkun Atila

Hiçbir şeye neden olmadan her şeyden sorumlu olmanın Fransız hali…

İsa : İlk taşı günahsız olanınız atsın!

İnsanlık : La taş yok mu, taş?

Suçlanan hep ötekiydi.

Adem Havva’yı, Havva Şeytan’ı, Şeytan da Tanrı’yı suçladı. Hitler Yahudileri, Stalin Troçki’ yi suçladı. Yoko Ono Beatles’ ı yıkmakla, Lee Harvey Oswald Kennedy’i öldürmekle; Alfred Dreyfus hain, Agnes Sampson cadı, Sacco ve Vanzetti cinayet ile suçlandı…

Bizden başka herkesin suçlu olduğu kanlı bir oyun oynuyoruz Yaradılış’tan bu yana. Şahadet parmağımız her daim ötekini işaret ediyor: “Sen, ey günahkar!..” Kadim bir gelenektir: Günahlar istiap haddini aşınca iki keçi getirilir. Bir tanesi af dilenmek için Azazil’e kurban edilirken öteki de – İsrailoğulları’nın tüm günahını sırtlanmış bir halde – çöle salınır. Günah keçisi: Günah bizim dışımızda, günahkarlar bizden uzak olsun…

Biz böylesine bir işgüzarlık peşindeyken ezber bozan bir adam çıkıyor kaşımıza: Benjamin Malaussene. Çöle salınan talihsiz keçinin maaşa bağlanmış versiyonu. Bu profesyonel günah keçisinin görevi, büyük bir alışveriş mağazasında Kalite Kontrol Sorumlusu adı altında, kızgın müşterilerin tüm öfkesini üstüne çekip kendine acındırmak ve bu sayede mağazanın mümkün olan en az zararla vartayı atlatmasını sağlamaktır. Şikayetçi olmaya gelmiş müşterinin karşısında oynadığı mağduriyet oyunu sayesinde kızgınlık hissi acımaya dönüşür ve zarara uğramış müşteri herhangi bir tazminat istemez; yeter ki Bay Malaussene kendisi yüzünden zorda kalmasın. Hele de işini kaybetmek mi? Buna hiç gerek yok! Yarım düzine kardeşe, saralı bir köpeğe ve kimsesiz yaşlılara bakan bir adama bunu yapmak istemeyiz…

Küçük Şeylerin Masalı

Etgar Keret | Yazı: Orkun Atila

Bir Kitap Ki

Kafka Tozu

Franz Kafka | Yazı: Janset Karavin

Doğruyu söylemek gerekirse… -ki hep öyle yapmak gerekir, öyle yapmak doğrudur: Doğru hep doğrudur, diyebiliriz biraz Kafka tozu[1] serperek daha en başta- … doğruyu söylemek gerekirse bir Kafka kitabına yazmak gibi bir tasarım yoktu hiç Mecmua’nın yeni sayısına hazırlanırken… Gelin görün ki hayat sanıyorum hakikaten biz geleceğe dair tasarılar içindeyken, sessizce, bir köşeden bizi izliyor ve hatta belki de solgun, kemikli yüzünde hafif bir tebessüm beliriyor.

Şimdiyse yazının başına oturduğumda yahut bir diğer deyişle yazının, zaman aşırılığının ağır yükünü kalemi tuttuğum parmaklarımdan, evrenimin en unutulmuş, hatta hiç gidilmemiş en kuytu köşesine dek hissettiğim bu gece, Kafka hemen arkamda, omzumun üzerinden eğilmiş kâğıda bakıyor. Kim bilir belki de onun elidir sadece omzumda hissettiğim ağırlık…

Onu (Kafka’yı) her zaman, çocukluğumdan bu yana gülümseyerek anmışımdır. Belki de size epey tuhaf gelecektir bu gülümseme, ama işte tam da o tuhaflık hissi değil midir zaten Kafka’nın da içimizde uyandırmak istediği?

Ahmed Hilmi’nin A’mak-ı Hayal’i

Filibeli Ahmed Hilmi | Yazı: Emrah Macit

Yazdıklarınızı Daha Fazla Bekletmeyin

Cevapsız Sorularla Beklemeyin

Şiirleriniz, öyküleriniz yahut belki de romanınız artık hazır, yazmayı tamamladığınızı düşünüyorsunuz. Yayınlatmak da var aklınızda ama tereddütleriniz mi var? Dosyanızı göndererek bize yazın. Editörlerimiz ilk okumasını yaptıktan sonra size geri dönüş yapalım, aklınıza takılan tüm soruları cevaplayalım.

Mükemmellik Ayrıntılarda Gizlidir

Endişelenmeyin, profesyonel editör ve tasarım kadromuzla, kitabınızın yayına hazırlanışının her aşamasında beraber çalışabiliriz. Gerek içerik, gerekse de kapak görseli ve genel tasarım açısından içimize sinecek bir iş ortaya koyabileceğimizden, siz de geçmiş yayınlarımızı inceleyerek emin olabilirsiniz.

Düşülke Ailesine Katılın

Kitabınız yayınladıktan sonra da yanınızdayız. Düşülke, geniş dağıtım ağı ve kolektif yapısıyla, ortaklaşarak birçok söyleşi, imza günü ve diğer etkinliklerle, kitabınızın okuruyla buluşmasını sağlayacak, bu konuda da endişe etmenize lüzum yok.

Düşülke YAZ 2017 Satış Listesi

  • Franz Kafka - Şato
  • Franz Kafka - Dava
  • Dönüşüm - Franz Kafka
  • Adını Sen Koy - Mehmet Çankaya
  • Zeveban - Mazlum Çetinkaya
  • Hususi Edisyon ve Diğerleri

Yayına Hazırlananlar

Düşülke Tüm Zamanlar Satış Grafiği

  • Bana Yasak Sözler Söyle - Yılmaz Odabaşı | ŞİİR
  • Aşk Şiirleri - Yılmaz Odabaşı | ŞİİR
  • Zevebân - Mazlum Çetinkaya | ŞİİR
  • Azze'ye Mektuplar - Tamer Dursun | ŞİİR
  • Transdomim - Janset Karavin | ANI - ANLATI
  • Dönüşüm - Franz Kafka | KLASİK
  • Benim Aslım - Tolga Demirel | DENEME
  • Dava - Franz Kafka | KLASİK
  • Piç Kumbarası - Janset Karavin | ÖYKÜ
  • Şato - Franz Kafka | KLASİK
  • Loto Kafa Loto Mermer - Onur Sakarya | ANLATI
  • Diğerleri

...