Kıbrıs’ta çok zıplamalı, çok nanikli, çok eğlenceli bir konserindeydik… Kuliste, Alper Bakıner ve Kamucan Yalçın’la biraz albümden, çokça hürlükten ve şu andan lâfladık… Luxus, bi’ arkadaşınızın size önerisiyle gruba verdiğiniz bir isim. Fluxus sanat akımını çağrıştırması cabası…  Latincede de ışıklar anlamına geliyor. Şimdi grubun adını sorarak sizi hiç bunaltmayacağım…   korkmayın. Read More →

Kitabın içinde yer alan 11 öykü var. Öykülerin kahramanları ve olay örgüleri birbirinden çok farklı görünse de hepsinin temelde birleştiği bir yer var: Kadın Öyküleri. Dönemi için üstü kapalı bir feminist yaklaşım olduğu söylenebilir. John Steinbeck’in, kadın erkek eşitliğini açıkça ifade etmese bile kadını temel alan bu öykülerinin, kadın okuyucularıRead More →

Yattığı yerden yalnızca beyaz tavanı izliyor, bir yandan da kafasını kaldırmadan sigarasını içmeye çalışıyordu. Bulunduğu oda duman altıydı. Rahatlıkla nefes alıp veremediğini fark etti. Uzaklardan ağlayan bir köpek sesi duydu. Daha sonra bu ses, yağmur damlalarına karışıp, herhangi bir rögar kapağında son bulan acıklı bir intihar şeklini aldı. Bir saniyeliğineRead More →

Merhaba, ben Kemalist Cumhuriyetin Kemalist edemeden yetiştirdiği son kuşaktanım. Zaten ömrüm hep sonlara yahut ilklere tanıklıkla geçti. İlk kadın başabakandan tutun da memlekete kesin dönüş yapan Alamancılara, kasetlere, teyplere, telsizlere, harçlıklarımızı yatırdığımız video oyunları dükkânlarına, beta-vhs videolara, enflasyondan develüasyona, oradan koalisyona ve dahi konsolidasyona kadar… Ankesörlü telefonlara jeton sarkıttım, kartlarınRead More →

Sağlık Ocağı demek hastaneye gelip, kalabalık yapmayın ve burada fazla kafa ütütlemeyin, demek. O nedenle öncelikle sağlık ocağına yönlendiriyorlar. Sağlık ocağının iyi tarafları da var elbette. Ulaşımı kolay, pek sıra olmuyor, basit rahatsızlıklarda hızlı çözüm falan filan ama, sağlık ocağında sıra beklemek tam bir zulüm. Yok, bu zulmü, doktor, hemşireRead More →