Ağzı ve Ruhu Bozuk Bir Adamın Cinneti…

 In Pozisyon Hatası

Bir eğretilik var, bir çırpıda olup-bitiverende. Kapitalin, kendinden olmayan her türlü varoluşa sınırsız bir öfke ve yok etme gücüyle karşı koyduğu, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı, hemen/her şeyin sahteleştiği-kusulası bir tiksinçliğe dönüştüğü, vahşetin en yabani hayvana bile yakışmayacak derecede olağanlaştığı ve bu gerçekliği aklın alamayacağı ölçüde kabullendiğimiz bir dünyada yaşıyoruz.

Her yanımız kuşatılmış, elinin değdiği tüm güzellikleri yok eden, kapitalizmin iğrenç suratlı uşakları tarafından. Geçen her an, yeni bir manzarasızlığı çekiyor kameralar. Dolu dizgin sömürülüyor, iğfale uğruyor yorgun bedenlerimiz. İnsan ırkının hırsının sınırsızlığı; savaşlar, yıkımlar, tecavüzler…

Hep acı kalıyor dipte;  göz/de yaş bırakmayan, sert duvarlara çarpıp geri dönen, deşene müebbet hüzünler giydiren. Elini çekiyor,  en cesareti olanlar bile çünkü yürek burkuyor yaşananlar. Bin yıllardır kan ve utançla süregelen bu yazgı ters-yüz edilmek zorunda artık. Yoksa dünyanın bütün sularını, kendi yatağına akıtan bu değirmenin taşı hepimizi öğütmeye yetecek kadar büyük.

Farkındalıklarıyla, düşündükleriyle, resmettikleriyle, müzikleriyle dünyayı daha yaşanılır kılmaya çalışanlar susturuluyor, kilitli kapılar ardına hapsediliyor hâlâ…

Bizden istedikleri, her şeyin olması gerektiği gibi olduğuna inanmak. Fotoğraf makinesi kayıtsızlığında seyretmek olan biteni, buna da şükür cinsinden bir teslimiyetle; hiçbir şeye burnunu sokmadan , bana ne-bize ne türünden bir umursamazlıkla kılını bile kıpırdatmadan izin vermek omzuna basanlara. Sesini yükseltmeden efendilerimizin daha çok kazanmaları ve güçlü olmaları adına varını yoğunu ortaya koymak.

Düşünmek…

Düşünmek suç işlemektir…

Susturdular…

Galileo’yu, More’u, Rosa’yı, Liebknecht’i, Deniz’i, İbrahim’i, Güler’i, Hrant’ı ve binlercesini.  Kim sesini yükselttiyse başı ezildi, bu içine edilesi düzen ve aşağılık tanrıları tarafından. Hâlâ öyle yapılmıyor mu?  F tipi hücrelerde, gözaltlarında canına okunuyor en güzel insanların, yaşamayı en hak edenlerin.

Evet bir haktır devrim; ezilenler, aşağılananlar, ötekiler, küçücük dünyalara hapsedilenler için. Yoksa havada mı kalacak Rosa’nın çığlığı?

“Ya komünizm, ya barbarlık!”

Sürekli kendi çukurunu kazan, bu akıl almaz düzen elbet yıkılacaktır bir gün, yıkılacak ve üstü örtülecektir sona değin. Dışarıda ısıracak bir şey kalmadığında birbirini boğazlamaya başlayacaktır bu yabani it sürüsü. Kıydıkları canların laneti üzerine olsun!

“Devrim mükemmel bir şeydir, başka her şey zırvalıktır.”

Yeni bir doğuma hazırlanın. Her güzel doğum sancılı olmuştur. Güneşe giden her yol ağır bedeller ödetmiştir yolcularına. Daha güzel bir dünya mümkün. Bu gerçeği gösterebilmek adına bir an bile tereddüt etmeden yaşamlarından vazgeçenlere, bin selam.

Başka seçeneğimiz yok, yola çıkmaktan başka.

Ya da seyredeceğiz, bilmem hangi kampanyadan, bilmem kaç taksitle aldığımız afili koltuk takımlarımızdan, bilmem kaç ekran son moda plazma tv ünitelerinden, iki yüzlü utancımızla-tüm bönlüğümüzle.

Yola çıkanlara, meydandakilere, buradayız diyenlere…

Yolu aydınlık olsun. “Dünyayı güzelliği kurtaracak” böyle inananların.

Komüne olan koşulsuz inancımla…

Ahmet Ergül, Ağustos 2010, Selçuk
Fotoğraf: Orçun Ceyhan ~ “Industrial Revolution”

Recommended Posts