Alocu Tilki’nin Serencamı

 In Alengirli Mecmua, Okudum Ve, Pozisyon Hatası

Alocu Tilki’nin Serencamı, Emrah Polat’ın 2014 yılında yayımlanan son romanı. Roman, genç bir dolandırıcının, Tilki Sadık’ın hayatının bir barda kurşunlanmasıyla nasıl tamamen değiştiğini gerçekçi ve ajitasyondan uzak bir dille anlatıyor. İnsanın bedeniyle olan iletişimini, önceden normal seyrinde devam ettirdiği bedensel faaliyetlerini bir anda yapamayacak duruma geldiğinde neler hissettiğini gözler önüne seriyor.
Tilki Sadık, bedenini hissedebilmenin, yürüyebilmenin, konuşabilmenin, sevişebilmenin ne kadar önemli olduğunu ölümden döndükten sonra gözlerini hastanede açtığında anlıyor. Ama yaşıyor işte… Umut var. Romanda hastane ortamının bu denli gerçekçi anlatılmasının yanında kahramanın umudunu kaybetmemesi romanı sürükleyici kılan öğelerden biri.

“…bir şey paylaşmak istiyorum yalnız: basılmadan önce romandan birkaç sayfayı babama okudum; son yıllarda bu kadar güldüğümüzü hatırlamıyorum, esasen çok rahatsız edici yerlerdi okuduklarım. romanı okuyanların, yazılanların tümünü benim yaşadığımı zannedeceğini tahmin ettiğim için nereler olduğunu söyleyip “büyüyü” bozmak istemem doğrusu. son tahlilde, “hayatım roman olur!” klişesine inanmam, romanın kendine özgü kuralları vardır, öyle olsaydı en büyük romancı Napolyon Bonapart olurdu; esasen bir romancıyı büyük yapan hayatının değil romanının büyüklüğüdür.”

Serap Uysal söyleşisi – edebiyathaber.net (17 Ekim 2014)

Emrah Polat, romanda suç dünyasının kapılarını ustalıkla açıyor okuyucunun önüne. Tilki hastanede eski günlerini hatırlarken, iyileşme umuduyla birlikte ‘’mesleğine’’ döneceği günleri de hayal ediyor. Zaman zaman derin düşüncelere dalsa da ‘’aloladığı’’ , dolandırdığı insanlarla ilgili ciddi bir vicdan azabı, pişmanlık duymuyor. Zaten kebapçıyı dolandırdığı anısını okurken anladığımız üzere Tilki için dolandırıcılık bir bağımlılık, bir yaşam tarzı haline gelmiş durumda.
Romanın sonuna değinecek olursak, sonuna gelindiğinde Alocu Tilki’nin Serencamı’nı, yani akıbetini düşünmeye başlıyor insan. Sadık Apik ismi bir kütüphanede Yusuf Atılgan ile Sabahattin Ali arasında yer alır mı bir gün, Tilki ‘’madur, mahrum ve madun’’ olmaktan kurtulabilir mi diye düşünerek kapatıyor kitabı.

Sena Demirel

Recommended Posts