Apartman Kapısı

 In Pozisyon Hatası, Yaz Dostum

Yağmur şiddetini büyük bir sis bulutu eşliğinde giderek arttırdı. Sanki bu gece, bu şehirden ve bu şehirde yaşayan tüm varlıklardan nefret eder gibiydi. O ise başı öne eğik, elleri ceplerinde yürüyor, bir yandan da açık bir kapı bulabilme umuduyla teker teker apartman kapılarını kontrol ediyordu. Tek istediği bu geceyi atlatabilmek adına açık bir apartman kapısı bulabilmekti. Uzun yıllardır bu şekilde yaşıyordu. Hatta neredeyse bu hayata alışmıştı bile. Yazları pek sıkıntı olmuyordu. Havaların güzel olduğu dönemlerde parklarda yatıyor, gece mesaisini bitiren berduşların yarım kalan biralarını içiyor, yere dökülmüş cipslerini ve çerezlerini yiyordu. Fakat maalesef ki kışları bu kadar rahat geçmiyordu onun için. Gündüzleri ağır ağır sokakları arşınlıyor, yiyecek birkaç bir şey bulabilme umuduyla çöpleri karıştırıyor, cami avlularından su içiyor, bazen de onu tanıyan ve ara sıra yardım eden lokantaların kapısını çalıp, utangaç bir ifade ile sıcak bir çorba dileniyordu. Geceleriyse, tüm apartman sakinlerinin uykuya daldıklarından emin olduktan sonra açık bir kapı bulabilmek için tüm apartman kapılarını teker teker kontrol ediyor, açık bir kapı bulduktan sonra soğuktan ve yağmurdan korunabilmek adına içeri giriyor, kimsenin onu rahatsız etmemesini dileyerek biraz kestiriyor ve sabaha karşı kimse uyanmadan apartmandan çıkıp yeniden sokaklara dönüyordu.  Fakat son zamanalar açık bir apartman kapısı bulabilmek neredeyse imkânsız bir hale gelmişti. İnsanlar, apartman kapılarını yanlışlıkla açık bıraksalar bile, yeni yeni çıkan ve gün geçtikçe bir veba gibi çoğalan, apartman kapısını otomatik olarak kapatan zımbırtılar bir anda bu hayattaki en büyük düşmanı oluvermişlerdi.

‘Hay avradına soktuğumun dünyası’ diye söylendi kendi kendine. ‘Bu dünyada bana karşı olmayan tek bir şey kaldı mı acaba?’

Hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Bir pideci dükkânının önünde durdu. Dükkanın giriş kapısı birkaç basamak yukarıda olduğu için elleri ceplerinde en üst basamağa çıkıp oturdu. Yağmurdan dolayı sırılsıklam olmuş olan kıyafetlerinin ağırlığı önce omuzlarına ve bacaklarına, daha sonra da tüm vücuduna bir karabasan gibi çöktü. Ama hepsinden de önce yorgunluğu tüm vücut kimyasını ele geçirmişti. Tüm vücudu kasılmaya, elleri titremeye, çeneleri birbirine vurmaya başladı. Kalp atışları hızlandı. Yağmur damlaları önce kirpiklerinde, daha sonra da sakallarında asılı kaldılar. Sakallarından da düştükten sonra kaldırım kenarlarında biriken yağmur sularına karıştılar. ‘Belki de artık sona geldim’ diye düşündü. ‘Bu amına kodum şehrinde bir köpek gibi ölmek de varmış. Kimsesiz ve tek başına’

Bunları düşündükten sonra titremesi kesilir gibi oldu. Birisini hatırlaması gerektiğini hissetti. Ama kimi? Kimi hatırlayacaktı ki? ‘Neyse siktir et’ dedi. ‘Bu yavşak dünyada yalnız öldükten sonra hatırlasam ne, hatırlamasam ne’

Titremesi yeniden başladı. Biraz daha şiddetlenmişti. İstemsizce gözleri kapanmaya başladı. Başını ağır ağır gökyüzüne doğru çevirdi. ‘Demek buraya kadarmış ha! Ama bak senden son bir isteğim var. Canımı almadan önce kimi hatırlamam gerektiğini bana hatırlat. Bu zamana kadar beni hiç duymadın. Belki de duydun, ama duymazlıktan geldin. Neyse, zaten bunların artık hiçbir önemi yok. Nasılsa bu gece yanına geldiğimde bunları daha uzun konuşuruz. Fakat lütfen bu son isteğimi benden esirgeme.’

Başını yanındaki duvara yasladı. Göz kapakları biraz daha ağırlaştı. Sonsuza kadar tam kapanmak üzereydiler ki, olduğu yerden bir anda irkildi. Gözkapakları sonuna kadar açıldı. Kalp atışları iyice hızlandı. Göz bebekleri biranda büyüdü. Oturduğu yerin tam karşısındaki apartman kapısı açıldı. İçeriden 23-24 yaşlarında elleri ceplerinde, siyah paltolu genç bir adam çıkıp hızla yürümeye başladı. Apartman kapısından önce gözleri bu genç adama takıldı. Yüzünü tam olarak seçemedi. Biraz daha net görebilmek adına gözkapaklarını iyice kıstı. Fakat bir türlü genç adamın yüzünü tam olarak göremedi. ‘Yüzü yok gibiydi sanki’ diye düşündü. Genç adam gözden kaybolana kadar arkasından baktı. Yaşadığı şaşkınlığı üzerinden attıktan sonra gözü apartman kapısına takıldı. Açıktı. Çocuksu bir tebessüm yerleşti suratına. Tüm gücünü toparlayıp ayağa kalktı. Hızlı adamlarla apartman kapısına doğru ilerledi.

İçeri ilk adımını attığında derin bir oh çekti. Ses çıkmasın diye apartman kapısını yavaşça kapattı. Normalde yukarıdaki katlara hiç çıkmaz, kapıya yakın bir yere uzanıp uyurdu. Fakat bu sefer öyle yapmadı. Ağır ağır basamakları çıkmaya başladı. Neden böyle bir şey yaptığını hiç sorgulamadı. Daha ilk kata gelmişti ki, 1 numaralı dairenin kapısının açık olduğunu gördü. Bir anda olduğu yerde kaldı. ‘Acaba içeride birileri var mı?’ diye düşündü. Başını hafifçe dairenin içine doğru uzattı. Enine doğru uzun ve karanlık bir koridorla karşılaştı. Başını hızla geri çekip birkaç basamak geri indi. Belli ki içeride biri ya da birileri vardı. Ama olmayabilirdi de. İçeriye girip girmeme konusunda tereddütte düştü. Daireye doğru kulak kabarttı. İçeriden hiç ses gelmiyordu. ‘Ama bu içeride birilerinin olmadığı anlamına da gelmez’ diye düşündü. Tekrardan geri çekildi. Kendi kendine mırıldanmaya başladı. ‘Eğer içeride biri ya da birileri varsa, en fazla daya yer ya da karakola düşerim. Hem karakola düşmek benim için daha kıyak olur. Bu havada dışarıda olmaktan çok daha iyidir. Ama içeride birileri yoksa eğer, o zaman birkaç parça temiz kıyafet alır, biraz da kestirir sonra tüyerim’

Kapıyı biraz daha aralayıp, başını dairenin içine doğru yeniden uzattı. İçinden saymaya başladı. ‘1.2.3. Öhöö, Öhöö, Öhööö’ Klasik öksürme numarasıyla içeride biri olup olmadığını kontrol etmeye çalıştı. Arka arkaya üç kere öksürdüğü halde içeriden hiçbir ses gelmedi. Galiba içeride biri ya da birileri yoktu. Fakat bir türlü emin olamıyordu. İçinden saymaya devam etti. ‘4 ve 5’ Diğer üçünden daha güçlü ve daha yapmacık bir şekilde iki kere daha öksürdü. ‘Öhööö, Öhöö’ İçerinden hala tek bir ses dahi gelmiyordu. Durdu. Titremesi yeniden başladı. Ama bu sefer soğuktan değil heyecandan titriyordu. Daha önce hiç böyle bir işe kalkışmamıştı. Vazgeçmeyi düşündü. Ama yüreğindeki ses vazgeçmesine bir türlü izin vermiyordu. Kararsız kaldı. ‘Ya biri gelirse’ diye düşündü. Belki de apartmandan hızlı adımlarla çıkan gencin eviydi bu ev. Belki de anahtarı yoktu; sigara almak için evden çıkmıştı ve birazdan dönecekti. Belki de kapıları sırf bu yüzden açık bırakmıştı. ‘Ama’ dedi. ‘Apartmandan öyle bir çıkışı vardı ki hiç geri döneceğe benzemiyordu.’ Nefesi kesilir gibi oldu. Karnı ağrımaya, çeneleri birbirine tekrardan vurmaya başladı. Başını yeniden dairenin içinde uzatıp, koridorun sonundaki ışığı yanan odaya baktı. ‘Kaybedecek neyim var ki?’ dedi kendi kendine. ‘Hiçbir şey. Benim gibi geçmişi olmayan bir adamın, geleceği zaten yok’ Derin bir nefes çekti ciğerlerine. Cesaretini topladı. Ve içeriye ilk adımını attı. Koridorun sonundaki odaya titrek adımlarla gitmeye başladı. Her türlü kaçış ihtimaline karşı da dairenin kapısını açık bıraktı. İçinden saymaya başladı ‘1.2.3’ Şimdiden üç adım atmıştı bile. Koskoca üç adım. Devam etti. ‘4 ve 5’ İşte kapının önündeydi. Kapıyı açmadan önce yapmacık ve yüksek bir perdeden yeniden öksürdü. Kulağını kapıya doğru yaklaştırdı. İçeriden hala herhangi bir ses gelmiyordu. Titreyen sağ elini yavaşa kapının koluna doğru uzattı. Kolu sıkıca kavradı. Yeniden derin bir nefes çekerek ağır ağır kapıyı açmaya başladı. Kapıyı açar açmaz odayı boydan boya kaplayan sigara dumanı gözlerini yakmaya, içerideki kusmuk kokusuysa midesini bulandırmaya başladı. Oda da kimse yoktu. Buna fazlasıyla sevindi fakat içerideki manzara onu hayrete düşürdü. Bu zamana kadar gördüğü en pis, en rezil çöplükle bile bu odanın yanında temiz kalırdı. Şaşkınlıkla beraber odanın içine bir adım attı. Her yer darmadağındı. Masanın üzerinde yığınla boş sigara paketleri, halının üzerinde söndürülen sigara izmaritleri, kırık bira ve şarap şişeleri, kusmuklar, yer yer bir göl manzarasına benzer olan idrar birikintileri, kolları ve bacakları koparılmış oyuncak bebekler ve daha niceleri.

Yaşadığı şaşkınlık giderek arttı. ‘Burada ne olmuş böyle?’ diye düşündü. Daha sonra ‘Bana ne ya. Beni ilgilendirmez’ deyip, üzerindeki şaşkınlığı atmaya çalıştı. ‘Ben kendi işime bakayım.’

Tam odadan ayrılacaktı ki, masanın üzerinde duran bir fotoğraf gördü. Çerçevesinin kırılmasına rağmen fotoğraf hala sağlamdı. ‘Galiba bu odada ki tek sağlam şey bu fotoğraf’ diye mırıldandı. Fotoğrafı eline alıp incelemeye başladı. Fotoğrafta genç bir erkek ve genç bir kadın vardı. Gece çekilmişti. Mutfak gibi bir yerdeydiler. Gencin elinde bir sigara vardı. Tamamen çıplak gibiydi. Yüzünü, mutfak camından içeri doğru bakan sarı sokak lambasına doğru çevirmişti. Yüzü neredeyse hiç görünmüyordu. Genç kadınsa, bu adamın arkasında ona masaj yapıyor, bir yandan da ağlıyor gibiydi.

Fotoğrafı elinde tutmaya devam etti. Bu genç kadını sanki bir yerlerden hatırlıyor, zihnini allak bullak etmesine rağmen bir türlü kim olduğunu çıkartamıyordu. Daha sonra tekrardan fotoğraftaki genç adama doğru baktı. Işıktan mıydı neydi? Yüzü çok belirsizdi. ‘Belki de apartmandan çıkan o genç, bu gençti’ diye düşündü. O kadar çok dikkatli bakmasına rağmen onun da yüzünü tam olarak seçememiş, sanki yüzü olmayan bir adam olduğunu düşünmüştü. Tekrardan gözlerini fotoğraftaki genç kadına doğru çevirdi. Bu yüzü bir yerlerden kesinlikle tanıyor olmalıydı. Yoksa bu denli heyecanlanmaz, yüreği bu denli sıkışmazdı. ‘Allah’ım kimdi bu kadın?’ Fotoğrafa o kadar çok odaklanmıştı ki, evin kapısının hala açık olduğunu unutmuştu. Fotoğrafı da elinde tutarak gidip kapıyı kapattı. Çok fazla üşümüş olduğunun farkına vardı. Derhal temiz ve kuru kıyafetler bulup duşa girmeliydi.

Elindeki fotoğrafı bırakmadan odaları gezmeye başladı. Işı yanan küçük odanın tam karşı yatak odasıydı. İçeri girip dolapları karıştırdı. Kuru iç çamaşırı ve giysiler buldu. Hızla banyoya doğru yol aldı. Elindeki fotoğrafı banyo aynasının önüne koydu. Fotoğrafa tekrardan baktı. Sanki genç adamın yüzü biraz daha net olarak görülebiliyordu. Netleşmiş miydi, yoksa ona mı öyle geliyordu? ‘Yorgunluktan olsa gerek’ diye düşündü. Hızla üzerindeki ıslak kıyafetleri çıkarıp duşa girdi. Çok ama çok uzun yıllar olmuştu sıcak bir duş almayalı. Suyun altında öylece durdu. Zihninin ve bedeninin arınmasına izin verdi. Fakat aklında hala fotoğraftaki o kadın vardı. ‘Kimdi bu Allah’ım, kimdi?’

Duştan çıktı kuru iç çamaşırlarını ve giysilerini giydi. Her nasıl olmuşsa giysiler sanki onunmuş gibi üstüne oturdu. Gözü tekrardan fotoğrafa kaydı. Eline alıp incelemeye başladı.  Genç adamın yüzü biraz daha net miydi, yoksa kafayı mı yemeye başlıyordu? Fotoğrafı tekrardan aynanın önüne koydu. Fakat bu sefer hiç bakmadı. Banyo dolaplarını karıştırdı. Bir jilet ve tıraş köpüğü buldu. Yıllarca suratında ağırlık yapmış olan sakallarını kesti. Aynaya baktı. Sanki gençleşmişti. Saçlarındaki beyazlıklar silinmiş, gözlerinin yanındaki çizgiler biranda kayboluvermişlerdi sanki. Gözü tekrardan fotoğrafa kaydı. Artık genç adamın yüzünü biraz daha net bir şekilde görebiliyordu. Bu sefer bundan kesinlikle emindi. Delirmiyordu. Fotoğraf gitgide netleşiyordu. İçini derin bir ürperti kapladı. Tekrardan ışığı yanan odaya doğru gitti. Fotoğrafı masanın üzerine fırlatıp, kendini de sırt üstü yere bıraktı. Bir sigara yaktı. Elleri dikkatini çekti sonra sanki gençleşmiş gibiydiler. Sigaradan derin bir duman aldı. Nefesi kesilir gibi oldu. Tam başının yanındaki kusmuk birikintisiyse midesini hepten alt üst etti. Derin bir karanlığa düşmüş gibiydi. Ruhunun göbek deliğinden çıkıp kaçacak gibi olduğunu hissetti. Ağlamaya başladı. Birden aklına o geldi. Hızla doğruldu. Masanın üzerine fırlattığı fotoğrafı yeniden eline aldı. Fotoğrafa bakar bakmaz eli, ayağı boşaldı. Kalbi tekrardan hızla çarpmaya, gözbebekleriyse hızla büyümeye başladı. Ağlaması gittikçe şiddetlendi. Artık fotoğraftaki adamın yüzünü net bir şekilde görebiliyordu. Karanlık bir korku sardı içini. ‘Ne sikim bir yer burası be!’ diye bağırmaya başladı. ‘Derdiniz ne lan benimle!’

Yatağın üzerindeki siyah paltoyu hızla üzerine geçirip, evden çıktı. Kapıyı kapatmadı. Hızla merdivenlerden aşağı indi. Gözleri, elinde tuttuğu fotoğrafa kilitlenmişti. Apartman kapısını hızla açtı. Yağmur iyice şiddetlenmişti. Dışarı ilk adımını atınca olduğu yerde birkaç saniyeliğine kaldı. Gözü ilk önce tam karşıdaki ‘Barış Pide’ tabelasına, daha sonra da dükkânın kapısının önünde duran yaşlı ve evsiz bir adama takıldı. Adam gözlerini dikmiş onun suratına bakıyordu. İrkildi. Sanki ruhu yavaşça bedeninden çekilir gibiydi.

Gözleri tekrardan elinde tuttuğu fotoğrafa kilitlendi. Hızla yürümeye başladı. Fotoğraftaki genç adam ve genç kadın artık kendisine bakıyorlardı. Genç adamın yüzünü artık net bir şekilde görebiliyor, genç kadının gözyaşları ise gittikçe çoğalıyorlardı.

Hızla yürümeye devam etti. Her adımda biraz daha hızlandı. Gözleri yalnızca fotoğrafa bakıyordu. Az biraz ileride, yolunun üzerinde duran, yağmurdan dolayı kapağı yerinden çıkmış olan rögar çukurunu görmedi bile. İçinden saymaya başladı. ‘1.2.3’ ve inen bir vahiy indi dudaklarına. ‘Huzurlu olduktan sonra acısızdır.’ Ve ‘4’ açık olan rögar çukurunu fark etmedi. Son adımıyla beraber yüzünü asfalta çarparak, fosseptik çukurunun en derinine hızlı ve acılı bir iniş yaptı. ‘5’ Tüm sarı yanan sokak lambaları söndü.

‘Merhaba Gece.’

 

Onurhan Şahin

Recommended Posts