Aradığınız Duyguya Şu Anda Ulaşılamıyor…

Aradığınız Duyguya Şu Anda Ulaşılamıyor…

Keşke yatağın sağında yatmaktan, yatağın sağına, soluna, ortasına, yatağa çapraz yatmaya başlamak kadar kolay olsa. Keşke inat edip iki, üç hafta yapmasan da o temizliği yapmak zorunda kalacağın günün geleceğini bilmek kadar basit. Keşke büyük tencereyi hiç almasaydık, diye düşünürken istemsizce yapılan hesap kitap kadar sessiz. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Daha evvel de ağlamıştım, tecrübeliydim, ama bu kez farklıydı. Bir süre, aa ne güzel, diyebileceğim, içimi taşıracak bir şey aradım. Bir şarkı, bir kitap, bir fotoğraf, bir şey… mühim değildi ne olacağı onun; bir sokak lambası olabilirdi mesela ya da ne bileyim bir çikolata ambalajı. Aa ne güzel! O ânı aradım. Muhtemelen benim, onu aradığımdan haberi yoktu. Belki o da bir başkasını arıyordu. “Aradığınız duyguya şu anda ulaşılamıyor. Lütfen daha sonra, yeniden deneyiniz.” Hıçkıra hıçkıra ağladım. Sümüklerim aktı. Koluma sile sile ağlamaya devam ettim. Alayına küfrettim, Allahına saydırdım. Seni de, beni de, bu evreni falan, boku da yaratanın da… Bir süre sonra da, bir süreliğine hiçliği hissettim. Yani kalkıp pencereden aşağı kafa üstü kendimi bırakmıyorsam, bunun da aslında hiçbir şey ifade etmemesiydi sebep. Güzel şeyler de, çirkin şeyler de üç harfli, fark ettin mi? Uyuyamadım. Günlerce. Uykuya dalmak üzereyken bağırarak doğruluyordum yatakta. Zifiri bir boşluğa çekiliyordu içim. Ölmekten korktuğumu iyice bir anladım. Yaşamaktan korkmadığım anlamına mı gelmeliydi bu? Her şeyi baştan, en baştan düşündüm. Ne zamandı? Nedendi? Neydi? Nereye peki? Kim? Nasıl olmuştu ki? Çıkamadım içinden geçmişin. Beni hep daha derine çekti. Amaçtan uzaklaştığımı fark ettim. Sahi, amacım neydi ki benim? Neden vardım? Ne yapmak istiyordum varoluşumla? Ağladım. Dizlerim titredi, yerlere yata kalka ağladım. Şu kadarcık utanmadım kendimden. Sustum sonra bir süreliğine. Dinlemeye çalıştım. Duyacak ne kadar çok şey varmış, meğer her şey konuşuyormuş, her şeyin bir hikâyesi varmış. Sesler her yerdeydi. Onlardan başka bir şey işitemez oldum. Yol kenarına dikilmiş çalılar, kediler, budanmış ağaçların çığlıkları, rüzgârın hiç usanmayan fısıltısı, şarap şişesinin mantarının acıklı hayat hikâyesi falan. Sabaha karşıydı, gün ağarırken, kaldırımın üzerinde yüzüstü uzanmış, oradaki bir çatlakta yaşayan yanmamış kibrit çöpüne soruyordum: “Sen olsan ne yapardın?” Vazgeçtim en sonunda. Hepsinden vazgeçtim. Ağlamaktan da. Allah belamı versin! Korkağın tekiyim. Ağzıma sıçayım. Sonra hiçbir şey olmadı. Ne biçim insanım ben. Hayatımı siksinler.

 

Janset Karavin
Görsel: Wojciech Grzanka – İdentity

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir