Kusarak uyandı. Pudra pembesi ipek yastığı, inci rengi halısı, koridorun dalgalı tonda calacatta mermerleri, banyonun buz grisi yer seramikleri ve kase şeklindeki oldukça dekoratif tezgah üstü cam lavabosu kusmuk içinde kaldı. Öyle şehvetli öğürüyordu ki bedeni öne doğru kıvrılıp bükülüyor, bacakları titriyordu. Cam kaseyi iki eliyle birden kavradı ve sonRead More →

Sonra… Gittiler, arkalarına bakmadan. Kutsalım “insan” diyenler kendi acılarını biricik sayıp, vicdanlarını kalp odacıklarına kilitlediler. Yağmalandım. Öğretildim. Kalbinizi açıkta bırakmayınız! Sonra… Babaannemin entarisini kanı durmuş tenime incitmeden sardım. Teneke kaplı çeyiz sandığının kokusu ve enfiye kutusunun eczasıyla onanmayı istedim. İnsanların gitgide soğuk nevaleye dönüştüğü şu ayaz zamanlarda tek geçer akçeninRead More →

Parmakları acıyor. Duman altı bir oda, iki sedir bir soba. Sedirler evin iki çocuğunun yatağı aynı zamanda. Hep gece yarısı gelir adam ve gelişini izleyen o on dakika, değiştirir odanın kokusunu. Halbuki daha bir saat önce mandalina kabukları koymuştu sobanın üzerine çocuk, ağzında hâlâ turunç tadı, unutmuş adamın birazdan geleceğini.Read More →

Şimdi düşünüyorum da, her şey o gripten sonra başladı. Sadece gripti. Fethi de, Emel de bunu eşime söyledi. Ama ben ona, Fethi’nin sadece göz doktoru olduğunu, Emel’in de çok bilmiş bir beyin cerrahı olduğunu, onkolog olanın ise ben olduğumu ve kesinkes akciğer kanseri olduğumu söyledim. Sadece griptim. Sevil, avuçları yanaklarında,Read More →

Neden sürekli aynı hatalara düşüp defalarca ama defalarca aynı hatayı, farklı farklı gerekçelerle kendimize açıklamaya çalıştığımız halde, “başka bir hayatta” her şeyin “başka” olacağına inanırız ki? Belki de “başka hayat” diye bir şey yoktur. Belki de bizim, “başka bir hayat” diye tanımladığımız o şey sadece bu, biricik varoluşumuzun, farklı çeşitlemelerindenRead More →