Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’yi, vefatının 100. yılında anmak ve bu vesileyle Türk edebiyatına kazandırdığı başyapıtı “A’mak-ı Hayal” (Hayalin Derinlikleri) üzerine, -konusunun genişliği ve derinliği itibarı ile bize müsade ettiği oranda- laflayabilmek fırsatını elde ettiğim için onurluyum.       Bilindiği gibi Filibeli Ahmed Hilmi, cesur bir fikir adamı, mutasavvıf ve önemliRead More →

Gün batarken kızıl taşların tam ortasına ekilen bir çift soluk hayal et Yanına bir çift de göz Ölümün kusursuz planlayıcısının vaz geçemediği bir hazzı ele al mesela Kirli bir topraktan ibaret milyarlarca yabancının üstüne suçlu gözlerle bakıyor olmalarını da ekle hemen Tüm bakışların, kendilerini unutup suçlu diye bağırdıklarını düşün oRead More →

Yavaşça hapsedilmekteyim kendi tarafımdan biraz daha kendime. Derinlerime doğru biraz daha hapsedilmekteyim. Bu evin dışında, dışarıda hiçbir şey yok. Uyku yok mesela, dinlence yok, sessizlik yok, işe yarar hiçbir şey yok.   Soyunmak gerek, bilirsin. Hani şu anadan üryan dedikleri cinsten soyunmak gerek. Ne varsa bize ağırlık yapan, ne varsaRead More →

Bir sabitin, çivinin başını gömer gibi tepesine sertçe vururcasına bir kez daha altını çizelim: Yıllardır söyleyegeldiğim, yazdığım gibi Gülen Cemaatine ve diğer tüm din temelli öbekleşmelere karşı oldum, olacağım. Cemaat önderleri denen şeyhler, hacılar hocalarla istişare eden Cumhurbaşkanı profiline karşı olduğum, olacağım gibi. Bir insana dini inanışının sorulmasının bile çok büyük bir ayıpRead More →

Karanlığa teslim olmuş, sağ tarafına bükülmüş, dünya uykusunun en tatlı yerindeyken elini yavaşça cebine attı. Siyahlıktan firar eden, rengi küllenmiş, boz kesesini usulca parmaklarıyla yoklarken, mevsimlerin birbirini tüketişini, karşısında yanmakla yanmamak arasında kararsız odunların oluşturduğu koroya itaat etmeyen şöminedeki minik kıvılcımlarda görüp, izliyor, dudaklarıyla çıtırtılara eşlik ediyordu. 1960 Aralık… Yatağında,Read More →