Yavaşça hapsedilmekteyim kendi tarafımdan biraz daha kendime. Derinlerime doğru biraz daha hapsedilmekteyim. Bu evin dışında, dışarıda hiçbir şey yok. Uyku yok mesela, dinlence yok, sessizlik yok, işe yarar hiçbir şey yok.   Soyunmak gerek, bilirsin. Hani şu anadan üryan dedikleri cinsten soyunmak gerek. Ne varsa bize ağırlık yapan, ne varsaRead More →

Bir sabitin, çivinin başını gömer gibi tepesine sertçe vururcasına bir kez daha altını çizelim: Yıllardır söyleyegeldiğim, yazdığım gibi Gülen Cemaatine ve diğer tüm din temelli öbekleşmelere karşı oldum, olacağım. Cemaat önderleri denen şeyhler, hacılar hocalarla istişare eden Cumhurbaşkanı profiline karşı olduğum, olacağım gibi. Bir insana dini inanışının sorulmasının bile çok büyük bir ayıpRead More →

Karanlığa teslim olmuş, sağ tarafına bükülmüş, dünya uykusunun en tatlı yerindeyken elini yavaşça cebine attı. Siyahlıktan firar eden, rengi küllenmiş, boz kesesini usulca parmaklarıyla yoklarken, mevsimlerin birbirini tüketişini, karşısında yanmakla yanmamak arasında kararsız odunların oluşturduğu koroya itaat etmeyen şöminedeki minik kıvılcımlarda görüp, izliyor, dudaklarıyla çıtırtılara eşlik ediyordu. 1960 Aralık… Yatağında,Read More →

Kendini sanatçı zanneden bir kişi şahsi müzikal tarzı olan fantezi, arabesk vs. için varını yoğunu ortaya koyup üstüne borçlanarak bir albüm yapar ve bu albümün “en hit” parçasına bir klip çekmek ister ki; bir an önce meşhur olup  parayı bulsun, hayranları artsın. Amma velakin cebindeki para profesyonellere yetmez veya profesyoneller öyleRead More →

Vakt-i zamanda nenem: “Ceset güzel midir?” diye sormuştu, ben de, güzel olmadığını söylemiştim. Dedi ki: “İnsanı güzel yapan cemalindeki şem’idir; insan kendi şem’iyle yaşamayı bilirse, hep güzel kalır.” “Şem nedir, nasıl bir şeydir?” diye sorduğumda, önümüzde akan Fırat’ı göstererek: “Bak, bu suyun yanında oturmuşuz, ne güzel, dinlendik, serinlendik; ellerimizi suyaRead More →