Bir eğretilik var, bir çırpıda olup-bitiverende. Kapitalin, kendinden olmayan her türlü varoluşa sınırsız bir öfke ve yok etme gücüyle karşı koyduğu, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı, hemen/her şeyin sahteleştiği-kusulası bir tiksinçliğe dönüştüğü, vahşetin en yabani hayvana bile yakışmayacak derecede olağanlaştığı ve bu gerçekliği aklın alamayacağı ölçüde kabullendiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. HerRead More →

Bu gördüğün bir masadır ve şu da bir sandalye; ve evet evet, şöyle bir göz atacak olursak bu da bir bardak olabilir pekâlâ. Olmadı en kötü ihtimalle bardaktan bozma bir küllüktür o; teşbihte hata yok. Fakat hayır. Geç saatlerinde denizinin akıntılarında rastladığın kadınların topu birden bir göz süzümü vakit geçirmiyordur.Read More →

„ah şu boynun ve parmakların…“ diyorum gözlerin küsüyor bana. artık saatin önem taşımadığı bir gecedeyiz. sokak aralarında, bellerinde öfkelerini ve ölü soluklarını taşıyanlarla karşılaşmıştık önce. sonra seçim afişlerinin ve pankartlarının gölgelerinde ayanamayıp öpmüştüm seni. esmer çocuklar bağırarak koşuyorlardı kaldırımlarda „seni başkan yaptırmayacağızzzzz“. şimdi karşımdasın. baktığın yerde olmak isterdim hep. bak,Read More →

Bunlar Eylül Kitapları Bunlarda sen varsın, yağmurlar var Bunlarda çocukluğum Bunlarda her gün çay içtiğim saatlerim var Bunlar Eylül kitapları Kaç gün oldu yıkanmayışım Hep bunlarda yazar _lar Süleyman Berç Hacil Görsel: James KoehnlineRead More →