“Gökyüzüne doğru…” diyerek başlar, “Özgürlük Kampı”. Bu ifade bir yanıyla gerçek bir yolculuğa çıkış, diğer yanıyla düşsel bir yolculuk, bir diğer yanıyla gerçeğin peşine düşmek ve en vurgulayıcı ve kavrayıcı alegorisi ile de tanrılaştırılan sözde – sentetik – kahramanların gökten geldiği yanılgısına gönderme… “Dikizlemenin ilk aşamasıdır gözlemek. Daha ötesi denetlemeye,Read More →

Fikret Kızılok’un bir şarkısı var. İsmi “Ama Babacım”. Ben bu şarkıyı dinlediğim zamanlar çok hüzünleniyorum. Ölmüş gibi oluyorum. Babamı 12 yaşımdayken kaybettim ben. Aslında alıştım artık bu duruma. Ona en ihtiyaç duyduğum zamanlarda yoktu yanımda sadece. Benim de bunu yaşamam gerekiyormuş diyorum kendime. İlkokul ve lise zamanlarında öğretmen tarafından ”baban neRead More →

Su kullanmaya üşendiğim için rakıyı sek, çayı demli içerim. Ben; saçları hastane kokan kadın, Efla. Soğuk ve sessizlik kokan bir odam, dört kedim, biraz şarabım, biraz biram, soğuk ellerim ve soğuk ayaklarım var. Ben iki çorabım aynı renk olmayacak kadar dağınık bir kadınım. Su kullanmaya üşendiğim için rakıyı sek, çayıRead More →

Bayım ruhum on dördüne bastı basacak, lütfen çekin bıyığınızı memelerimden. Kendi don lastiğinizle boğmak istemezdim sizi, en sevdiğim naylon çorabımı yırtmasaydı evlilik yüzüğünüz. Hayır, ütüden nefret ederim ve evlenilecek kadın olduğumu da iddia etmiyorum, ama hiç değilse kızlık soyadım falan yok, zarımaysa mor menekşeler ekiyorum her cuma; sırf bu yüzdenRead More →

Bir filmde izlemiş olacaktı, ama filmin adı neydi, oyuncular kimlerdi hatırlayamadı. Siyah beyaz mı, yoksa renkli miydi?.. Neyse, adam, karısını aldatıyordu ve kadın da kocasını aldamıştı en sonunda. Diyordu ki evi terk ederken yazdığı veda notunda: “Bir kadın için, ancak kendisi aldattığında biter o ilişki, kendisini aldattığında değil…” “Ben kocamıRead More →