Aysel Delirdi III

Aysel Delirdi III

Geçen bölümde…

Yumdu gözlerini cidden. Tuttum bıyığından, var gücümle asıldım. Cırt! Bıyık elimde kaldı. Kemanlar sustu. Işıklar yandı. Kasiyer kız bakışlarını bana çevirdi. Bu sefer hiç de büyülenmiş gibi falan değildi. Gerilerden biri bağırdı: “Yakalayın, Aysel’in bıyıklarını çaldı!”

Bıyıklar elimde sokaklar boyu koştum. Bir ara dönüp baktım; peşime köpekler takılmış. Daha da hızlı koştum, ayaklarım kıçıma çarpa çarpa koştum. Gene baktım; yaşlı bir teyze bastonunu sallayarak kovalıyor beni, yavaşladım. Birkaç sokak sonra bir daha baktım; Mirkelam, koltuğunun altında bir tavla, son sürat kaptırmış geliyor. Durdum. “Bir el atarız istersen, ama sadece bir el!” diye seslendim. Yavaşladı, beş on metre ötemde durdu. “Olur,” dedi, “Ama gazozuna.” “Okey,” dedim. Sırtına mı asmış, n’apmışsa üç portatif tabure çıkartıp açmaya başladı. Birine oturdu, önündeki tabureye tavlayı koyarak taşları dizerken: “Aysel tavlası!” dedi. Kaçtım. Sokaklar boyu koştum. Soluğum kesilince bir daha baktım; kimse kalmamış peşimde. Kendime gelmek için kaldırıma oturdum, elimde bıyıklar. Bıyıkları dudağımın üstüne koydum, cebimden mendil çıkartıp alnımdaki terleri silmek için. Sadece terlerimi silmek istemiştim. “Bıyıklar yakışmış!” dedi yoldan geçen bir kadın. Kafamı çevirip baktım; Aysel!

“Aysel git başımdan!” diye bağırdım. Hemen ağzımı kapattım ellerimle. Sol gözüm seğirmeye başladı. Sağ mıydı yoksa, kimin umurunda. “Gidiyorum zaten, meraklı değilim sana!” dedi Aysel. “Aysel,” dedim ayağa kalkıp, ama Aysel dedikten sonra ağzımdan gene acayip laflar çıkmak üzere olduğunu hissettim. Anladım hatta, hissetmek ne kelime. Laflar böyle dilimin ucuna gelmiş, orada birikip ağzıma sığmaz olmuşlar, ittiriyorlar sıkı sıkı kapattığım dudaklarımı. “Bıyıkların titriyor,” dedi Aysel. Kahkahalarla güldü: “Çok hoşmuş yaa! Titret bak’im?” Hepsini yuttum. Demir bir basketbol topu gibi oturdular mideme. Bıyıkları çekip çıkarttım cart diye, Aysel’e uzattım: “Al şu bıyıklarını kızım ya!” dedim, “Bunlar yüzünden başıma gelmedik kalmayacak.” “Bunlar benim miymiş?” dedi. Baktım, ciddiydi. “Ben n’apacağım bıyığı? Daha dün aldırdım kuaförde bıyıklarımı hem, istemez,” diyerek itti elimi. Bir daha baktım. Etrafında dönerek incelemeye başladım üstünü başını falan. O da bana baktı. Dikildiği yerden yani. “N’pıyorsun sen?” diye sordu en nihayet. “Sen deli falan değilsin,” dedim. “Nasıl yani?” “Baya’ canım işte. Gayet aklı başında göründün gözüme yani.” Saçlarıyla oynuyordu. Uçlarını maviye boyadığı turuncu saçlarıyla. Kotu yırtıktı ama yırtık kot moda bu ara. Tişörtünde yüz tane falan çengelli iğne vardı. Üzerinde de tuhaf bir şeyler yazıyordu. İngilizceydi galiba ama anlamsızdı demek istediğim. Olsun, sanki her şey çok anlamlıydı da…

“Senin için delirdi, diyorlar?” diye sordum soru ekine makas atıp. “İşe girdim ben,” dedi. “Hadi ya! Hayırlı olsun,” dedim. “İki ay oldu. Para biriktiriyorum falan.” “Çeyiz meyiz işleri diyorsun…” dedim. “Ya bırak, ne çeyizi!” diye haykırdı, gülerek: “Çeyiz Müdürü annem zaten; o alıyor. Ben gitmek istiyorum buralardan. İngilizce kursuna başladım falan…” Kaşlarımı kaldırıp gözlerimi belerttim elimde olmayarak sanırım. Elimi tutup, elimdeki bıyığı dudaklarımın üzerine yerleştirdi Aysel o sırada. Kahkahalarla gülmeye başladı sonra. “Şimdi de uzadı uçları falan böööyle. Ne tatlı bir bıyıkmış o’lum bu!” dedi. Çantasından küçük bir ayna çıkardı, yüzüme doğru tuttu. Evet, kaşlarımı kaldırıp gözlerimi belertmişim ve bıyıklar, ah bıyıklar! “Nietzsche’nin bıyığı aşkına!” diye bağırmışım. “Sakin ol şampi!” diyerek teselli verdi Aysel, “Delirdiğim falan yok, iyiyim gördüğün gibi.” “Ama herkes kafayı sıyırmış. Bi’ görsen mahallenin halini!” dedim. “Hım…” yaptı, işaret parmağıyla dudaklarına birkaç fiske vurarak, “Gayet doğal…” Nasıl yani? Nasıl doğal? yaptım. Baya’ doğal işte, yaptı. Anlamıyorum Aysel, anlayamıyorum, yaptım, yani sen deli dolu bir kızdın, şimdi bildiğin toparlamışsın kafayı. Teşekkür ederim be! yaptı. Ya, dur konuşuyoruz, çocukluk arkadaşıyız lan biz, yaptım. İyi, tamam, eee? yaptı. Şimdi bakıyorum, gayet aklı başında laflar ediyorsun falan ama millet sıyırmış, nasıl doğal yani, yaptım. Ya o’lum eğer kendini başkaları üzerinden tanımlarsan, başkalarına hep ihtiyacın olur; kendini kendin tanımlayacaksın, çıkacaksın sürüden yaptı. Oha amk, yaptım, pardon Türkçe konuştum da yaptım tabii hemen arkasından. Mühim değil, mühim değil, yaptı Aysel, ben onların “ötekisiyim,” anlıyor musun, yaptı, “öteki” delinin tekiydi… Ama şimdi, yaptım, dur Aysel, dur, n’aptın sen! yaptım. İkimiz de aynı anda: “Deliliğin tanımını şeyyap…” dedik. N’olacak bu işler böyle peki, yaptım. Bilmem, beni alakadar etmiyor, ben işime bakarım, yaptı. Sen nereden öğrendin lan bu kadar güzel Türkçe konuşmamayı? diye sordum ya da yaptım, her neyse işte. Abim, yaptı. Doğru ya, yaptım gülerek. Bıyığı çıkartıp Aysel’in eline tutuşturdum: “Bunu al gene de sen,” dedim. Abim, yaptı. “Benim başıma iş açacak, sende kalsın,” dedim. Abim, yaptı. “Hem ara sıra takar, aynada kendine bakar bakar eğlenirsin,” dedim. Abim, yaptı. “Hay abinin şarap çanağına!” dedim. Arkamdan biri: “N’oluyo lan or’da!” diye bağırdı. Aysel’e baktım. Eli ellerimde. Abim, yaptı. Sıçtık! yaptım. Omuzumda bir el hissettim. Kavradım, özümsedim, içkinleştirdim  hatta, hissetmek ne kelime! Omuzumdaki elin varlığına varlığımı armağan ettim. Omuzumdaki el, beni tek hamlede kendisine doğru çeviriverdi. Yaklaşan bir yumruk gördüm. Hepsi, her şey buraya kadarmış, dedim içimden. Yumruk geldi. Çarptı. Burnumda bir yanma. Aysel’in kucağına devrildim. Uyandım. Dışarıda feryat figan, kavga kıyamet…

 

Janset Karavin
Görsel: Yaniv Eliash – “Sheep and Weed”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir