Barbarın Kahkahası – Sema Kaygusuz

 In Alengirli Mecmua, İnceleştiri, Pozisyon Hatası

Hemen hemen herkesin bildiği bir hikâye vardır. Bir seyyah, çölde karşılaştığı yırtıcı hayvanlardan kurtulmak için susuz bir kuyuya atar kendini. Orada, kuyunun dibinde bir ejderha görür. Bizim seyyahı yutmak için ağzını açmıştır. Yırtıcı hayvan tarafından parçalanmamak için yukarıya çıkmaya cesaret edemezken ejderha tarafından da yutulmamak için aşağıya atlayamayan bu arkadaş, kuyunun duvar taşları arasındaki bir dalı yakalar ve ona sımsıkı tutunur. Elleri uyuşur ve az sonra, her iki tarafta bekleyen felaketin kucağına düşeceğini hisseder, ama hâlâ sımsıkı yapışıp durmaktadır dala. O sırada biri beyaz, biri kara iki farenin onun tutunduğu dalın çevresinde dolaşıp dalı kemirmekte olduklarını görür. Ve birkaç dakikası vardır. Dal kopacak ve o da canavarın midesine doğru iştah açıcı bir yolculuğa düşecektir. Seyyah, kurtulma şansının olmadığını bilir ve havada debelendiği sürece çevresine bakınmaktadır. Çalının yapraklarında bal damlaları görür. Dilini uzatıp buradaki balı yalamaya başlar. İşte bizlerde bu seyyah ile aynı durumdayız, bizi parçalamaya kesinlikle niyetli olduğunu bildiğimiz halde hayatın dallarına tutunmaya devam ediyoruz. Tam da bu noktada hayatın bizlere sunduğu armağan birkaç damla bal niyetine okuduğumuz kitaplardır.

Şimdi tahammül edemediklerimizi konuşacağız…

Bu yüzden okumaya devam etmek zorundayız çünkü dünyanın en pahalı benzinini kullandığımızı söylediğimizde, “Olsun, ben hep 50 liralık alıyorum, bana yetiyor,” diyenlerle aynı havayı solumak zorundayız. Kitabın, bu tür olaylara katlanmak için en uygun trans şekli olduğunu düşünüyorum. Öyleyse başlayalım…

İtiraf etmeliyim ki kendimden tiksiniyorum. Bugüne kadar Sema Kaygusuz’un herhangi bir kitabını okumamış olmak gerçekten utanç verici.

“Herhangi bir gün gibi olmayan herhangi bir gündü.”

Barbarın Kahkahası’nı elime aldıktan sonra iki vuruşta sonu geldi. Başımdan bir olay geçtiğinde ya da bir kitap okuduğumda bunu yazmak konusunda hep çekimser davranmışımdır. O hep bana kalsın, yerine ve zamanına göre kendi istediğim şekilde anlatayım, o benim olsun istemişimdir. Barbarın Kahkahası’nda kendime koyduğum bu kuralı bire bir açıklayan harikulade bir bölümde aynen şu cümleler geçiyor: “Hayatta yazmam. Ömür boyu ballandıra ballandıra anlatmak isterim. Her seferinde bir şeyler eklerim, çıkarırım… yeni karakterler sokarım. Duruma göre rezalet, duruma göre komiklik olsun diye sunarım. Yazarsam tükenir, kimseciklere anlatamam.” İşte durum aynen böyleydi.

“Sürekli başkalarını tarif ederek kendini anlatan insanlar aradaki farka tahammül edemezler.”

Şimdi tahammül edemediklerimizi konuşacağız. Mavi Kumru Moteli’ndeki bir çiş ile başladı her şey. Bu çiş çok derinlere kök saldı, birbirinden bağımsız onlarca hayatı etkisi altına aldı, yoldan çıkardı, dokunduğu her şeyin rengini ve kokusunu değiştirdi. Sema Kaygusuz, Barbarın Kahkahası’nda sıradan bir motelde yaz tatilini geçirmek için bulunan insanların hayatlarını aktararak bizlere gerçek bir ülkeyi anlatıyor. Sadece tatil amacı güderek bir motelde kısa süreli de olsa birbirlerinden bağımsız olarak birliktelik yaşayan bir grup insanın odak noktası haline gelen hikâyede işler bir çiş kriziyle bambaşka bir boyut kazanıyor. Ve yazar Kaygusuz, iç ses mi, anlatıcı mı, üçüncü kişi mi tam olarak anlaşılamayan bir etkiyle önümüze müthiş bir analiz seriyor. Bu masalı oldukça dikkatli okumalısınız çünkü, her ne kadar evinizde otursanızda o motelde sizde varsınız.

-Nasıl bir masal olsun söyle bakalım, prensesli mi olsun yoksa hayvanlı mı?

-Prenses istemem.

-O zaman hayvanlı olsun…

-I ıh!

-Ha tamam, sen sihirli masal istiyorsun.

-Korkunçlu olsun!

-Canavarlı mı olsun yani?

-Korkunçlu olsun!

-Eh o zaman ben sana insanlık tarihini anlatayım…

Barbarın Kahkahası baştan sona gizemini koruyan, içten içe bir polisiye etkisini sürdüren ve iç hesaplaşmamıza sebep olan sayfalarla deniz kumsal ve rüzgâr, ölen madenciler, ay ışığıyla öpüşen gök, sokaklarda dövülerek öldürülen direnişçiler, her büyüleyici güzellik kadar her kahredici felaketin, omuzlardaki güneş yanıklarına göre gelip geçici şeyler olduğunu öğretiyor. Konformist yaşama kendini fazla kaptıran insanlık kendileri için ayırdıkları zamanın beklenmedik ve çok ilginç bir şekilde kesintiye uğramasıyla gerçek yüzünü bir bir kusmaya başlıyor. Bununla beraber Mavi Kumru Moteli sakinleri arasında meydana çıkan gerginlikler, kişisel hesaplaşmalar, beklenmedik itiraflar, unutulamayan acılar, ergen bir çocuğun karanlık yüzüyle birleşiyor.

“Kıl tüy, kedi köpek, kıytırık bir ağaç için ortalığı ayağa kaldırırlar ama iş askerliğe gelince aynen sıvışırlar. Kürtçü olur bunlar, Ermeni, Rum dostu olurlar, bir de birbirlerini… tövbe yarabbim, en sonunda gelir üstümüze işerler. Yüz vermeyin şunlara.”

Karakter analizini ustaca yapan ve okuru etkisi altına almayı başaran Kaygusuz, ilk olarak aile daha sonra ise birey olarak motel ahalisinin geçmişlerine yolculuk yapıyor. Bu insanları bir arada tutan toplumsal sebepler ele alınırken şahsi hesaplaşmalar hikâyeye damga vuruyor. Motel çalışanları ve elinde cep telefonu ile işletmecisi, kesinlikle uyumsuz çiftler, çok uyumlu aileler, sahildeki şezlonglarda farklı bir hayat sürdüren eşcinseller, elinde termosu ile ortalıkta dolaşanlar, çocuklar ve işeyenler… Hepsi ama hepsi en sıradan insanın bile kolayca sezebileceği bir şekilde öldürülmüş bir umudun ta kendisiydi. Bazılarını doğurdular bazılarını dünyaya tükürdüler.

“Bir şey söyleyeyim mi İsmail, ben var ya her şeyin dudağını bulabiliyorum öpmek için. Taşın bile dudağını bulabiliyorum ama seninkini bir türlü bulamıyorum lan.”

Anlat İstanbul filmini bilen bilir. Bu filmde bir mafya babasının öldürülmesi hadisesinin aynı anda birbirinden bağımsız hayatları nasıl etkilediğini ve tüm kaybedenleri bir araya nasıl getirdiğini görürüz. İşte bu hikâye tarzının bir çeşidi ile karşılaştığımız Barbarın Kahkahası’nda ortalığa işeyen her kimse sadece çocuklarda görebileceğimiz ve terbiye edebileceğimiz yaramazlığı, müstehzi bir cümle olarak yazıyor alnımıza.

O ebleh babasına yaranmak için avcılığa merak saran küçük Ozan’ın hatırlattığı öldürücü yaşam şehvetine, muziplikle nokta koyuyor. Büyümüşte küçülmüş olanın kan dökerek yarattığı ürküntü ile küçülmüş de büyümüş olanın yarattığı çiş kargaşası arasında müphem bir bağlantı var. Evcil hayatlarımıza sızmış biri çocuk, diğeri yetişkin iki barbar, hicveden bir kahkahayı, karşılıklı atışan âşıklar gibi tamamlıyorlar. Gözümüzü kapatıp kulak kesilsek, bütün serzenişleri, teessüfleri, küfürleri, dedikoduları, yüzleşmeleri, müptezel pazarlıkları süzsek, insanın içini gıcıklayan o gizli kahkahayı duyacakmışız gibi geliyor.

Ben kısmen duydum. Ve Barbarın Kahkahası ile başladığım bu duyuma yine Sema Kaygusuz’un Yere Düşen Dualar isimli romanıyla devam ediyorum.

“Hayatın kıymetini bilen insan kesinlikle erotik bir hayvandır.”

Samsun doğumlu olan yazarın (Ben de öyle), kalitesinden en ufak bir şüphe taşımadığım ve bahsedemediğimiz kitaplarını da şuraya bırakayım ihtiyacı olan alır. Öyküler: “Ortadan Yarısından”, “Sandık Lekesi”, “Doyma Noktası”, “Esir Sözler Kuyusu” ve “Karaduygun”

Roman olarak ise: “Yere Düşen Dualar” ile “Yüzünde Bir Yer” Kaygusuz’un bir de “Sultan ve Şair” isimli bir oyunu bulunuyor.

Berat Doğan Özkabadayı
Alengirli Mecmua

Recommended Posts