Bilinmeyen Bir Adamın Notları – IV Bölüm

Bilinmeyen Bir Adamın Notları – IV Bölüm

Eteğini sıyırıp olduğu yere uzanmıştı. Ay ışığı bacaklarını benimle birlikte okşuyordu. Tam istediği gibi, diz kapaklarına küçük öpücükler bırakıyordum. Öyle güzel inliyordu ki, dudaklarımı çekip pencereden dışarı bakamıyordum, birinin bizi izleyip izlemediğini anlamak için. Nişanlandığı günden beri, dizlerini gizliyor oluşu, canını sıkmıştı Nomsie’nin. Ve bir ömür bu geleneğe bağlı kalarak, hiç sevmediği bir adamla yaşama düşüncesi, onu gerçekten yıpratmıştı. Benden böyle bir talepte bulunmasından belliydi bu. Belki de son kez, gerçekten isteği birine sunmuştu bedenini, en azından öyle düşünüyor olmalıydı. Tatlı tatlı inlerken yüzünde beliren gülücüklere bakıyordum ara sıra. Kim bilir cennetin hangi köşesinde, hangi meyve ağacının altında keyif yapıyordu o an ruhu…

Dudaklarım kurumuştu. Ara sıra uzanıp onun dudaklarına değdiriyordum dudaklarımı; ancak böyle ıslatabiliyordum. İnsan dudakları kuruyken öptüğü şeyin ne olduğunu anlayamıyor, yani bacak mı yoksa kola kutusu mu belli olmuyor. Sanırım yarım saat devam etti bu işlem. Artık sonlandırmam gerektiğinin farkındaydım. Son kez dudaklarına yasladım dudaklarımı. Öyle bir emmeye başladı ki, omuzlarına tutunmak, hatta bir süre sonra tam anlamıyla üzerine yıkılmak zorunda kaldım. Kollarını boynuma dolamıştı. Bu durum, artık masumiyetini yitirmiş, pantolonumun fermuarı yavaş yavaş açılmaya başlamıştı. Kendimi güçlükle geri çekip, “Dur!” dedim, “Nomsie, tanrı aşkına dur!” Gözlerini bile açmadı. Öyle bir atıldı ki üzerime, usta bir judocu gibi bir eliyle ensemden kavrayıp, ayaklarından birini bacaklarımın arkasına sıkıştırıp üzerime abandı. Böyle ustaca yapılmış bir hareketin karşısında, Pisa Kulesi olsa devrilirdi. Üzerime çıkıp, tüm kontrolü eline almıştı ve artık benim de yapacak pek bir şeyim kalmamıştı, isteğini gerçekleştirmekten başka…

Kasıklarımın üzerinde belli bir tempoda zıplarken, âniden bulunduğumuz barakanın kapısına sert bir tekme atıldı. Ve içeriye ellerinde palalarla dört kişi dalıverdi. Ay ışığı bir nüfus memuru gibi, gelenlerin kim olduklarını hemen anlattı. Üzerimdeki kızın babası, nişanlısı ve nişanlısının iki akrabası. İkimiz de hemen doğrulup, kalkmaya çalıştık. Henüz kalkmadan omzumu sıyıran bir pala darbesi, gömleğimin kalan tek apoletini de kopardı. Siphelo, belinden kısa namlulu bir revolver çıkardı. Bana doğrultmasını beklerken, silahı Nomsie’nin babasının şakağına yasladı. “İki öküzü ve paramı geri vereceksin! Üstelik bu sürtüğü düzmeme de izin vereceksin, anladın mı?!” diye haykırdı. Diğer iki adamdan biri çıplak ayaklarıyla sırtımı eziyor, ensemde duran palayı indirmek için emir bekliyordu. Giyotine konulmuş gibiydim. Çırpınamıyordum bile. Arada bir havalanan pala, tüm şiddetiyle inebilirdi boynuma ve bir futbol topu gibi yuvarlanabilirdi kafam önlerine doğru.

Babası malları ve paraları vermeyi hemen kabul etti. Nomsie’yi ve beni ayağa kaldırıp dışarı çıkardılar. Çıkarmadan önce üzerimi soydular. Çırılçıplak meydana doğru yürüyorduk. Bizi görenler hemen durumu anlamışlardı. Onlarca insan hemen etrafımızı sarmıştı. Üzerimize konserve kutuları ve çürük domatesler fırlatılıyor, küfürler ediliyordu. Yaklaşık beş dakika yürüdükten sonra meydana ulaştık. Siphelo beni işaret etti adamlara, ardından parmağı meydandaki direği gösterdi. Bağlardılar. Etrafımıza onlarca insan birikmişti. Siphelo, kalabalığın arasında Nomsie’yi düzerken, ben de diğer iki adam tarafından plastik kablolarla kamçılanıyordum. Öyle bir vuruyorlardı ki, her darbede etlerimin kopmasını istiyordum, çünkü aynı yere isabet eden ikinci darbe, daha çok acıtıyordu canımı!

Siphelo, pantolonunu toplarken, Nomsie yerde çığlık çığlığa ağlıyor, bir yandan da toprağı yumrukluyordu. Annesi ve babası kızlarının bu durumuna aldırmadan izliyorlardı. Benimse artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Neredeyse bayılmak üzereydim, bir an önce ateşe verilmeyi düşünüyordum. Nomsie’yi babası saçlarından sürükleyerek, karşımdaki direğe götürdü. Annesinin yardımıyla da, sıkıca bağladılar. O an Nomsie babasının yüzüne tükürdü. Adam elinin tersiyle ağır ağır yüzünü kurulayıp, kızına sessizce baktı. Ardından bir bidon benzini başından aşağıya boşalttı. Nomsie alev topuna dönmeden önce bana baktı son bir kez. Elveda der gibiydi bakışları. Bir yandan da, teşekkür eder gibiydi ona ölmeden önce yaşattığım kısa anlar için. Bakışlarımı eğdim. Öptüğüm dizleri paramparça olmuştu. Ve bedeni dev bir ateş topuna dönmüştü babasının çaktığı kibrit çöpüyle…

Tutuşan bedeni, yaklaşık bir saat önce birlikte izlediğimiz dolunaydan daha fazla aydınlatıyordu Noludwe Sokağını. Üzerinden yükselen simsiyah duman, sanki şeytanın silueti gibi dolunaya doğru yükseliyordu. Kalabalık hâlâ öfkeyle küfürler yağdırıyordu. Babasıysa, Siphelo’nun avucuna ondan aldığı başlık parasını sayıyordu. Nihayet sıra bana gelmişti. Başımı direğe yaslamış üzerime benzin dökülmesini bekliyordum sabırsızlıkla. Ateş, benim kadar merhametli davranmamıştı Nomsie’ye. Yaladığı yerleri yutmuştu aynı zamanda. Yalnız kemikleri görünüyordu kızın, kaburgaları dışarı çıkmıştı ve iç organları köpürerek toprağa taşıyordu. Adamlardan biri elindeki bidonu başımdan aşağı boşalttı. Dökülen benzin, usul usul Nomsie’ye doğru akmaya başladı. Belki bir, belki de iki dakika sonra benzin ona değer değmez harlayacak ve gelip beni de tutuşturacaktı. İşte bu kadar, diyordum kendi kendime. Bitti. Son. Bunun için geçirdim dünyada otuz yıl. Otuz yıl boyunca kendi sonumu görebilmek için yaşadım. Hayat dedikleri olay bundan ibaretti işte, kendi sonunu görebilmek için beklediğin sürenin adıydı hayat dedikleri…

Benzin ateşe dokunmuştu ve harlayan alev topu üzerime doğru koşarak geliyordu. Herkes iştahla bana bakarken, birdenbire bağlı olduğum direğe bir palanın çarptığını duydum. Kafamı çevirir çevirmez onu gördüm, Aphiwe’i. Ellerime doladıkları ipi ikiye bölmüştü ve ardından diğer elindeki silahı kalabalığa doğrultup, saydırmaya başlamıştı…

Caner Adıgüzeller
Görsel: Chiara Lily – “Burning Man”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir