Bir Ayrılığın Kısa Hikâyesi

Bir Ayrılığın Kısa Hikâyesi

Bir yerdeydim. Etrafımı hayallerin hammaddesi sarmıştı. Yapışkandı ve pembeydi. Bir tablo gibi çivilenmiştim o yere. Hareket edemiyordum. Sadece düş kuruyordum. Hiç bitmeyecek bir düş yumağının içindeydim. Sen vardın. Senin o son kelimen vardı: “Bitti!”

Bittim. Bir eve vardım. Kapı açıldı. Evden bir at çıktı. Siyah bir kısrak. At, ona binmem için yere çöktü. Ani bir hareketle sırtına atladım. Yelesini sıkı sıkı tuttum. At doğruldu. Birden dört ayağı yerden kesildi ve yere yakın bir şekilde uçmaya başladı. Sonsuz düşte seni bulmak için uçuyorduk. Kâinatı iki kere geçtik. Bir telefon kulübesinde mola verdik. At dereden su içti. Telefon çaldı. Açtım. Beni hiç hak etmedin, dedin. Aşk da hak edilir, dedin. Bir şey söyle, dedin. Bulutlar, dedim; karardılar. Yüzüme kapattın. At yanıma yanaştı. Gözleri alev aldı. Toynağı bir el oldu ve suratıma tokadı bastı. Bir daha ara, dedi at. Kimi, dedim. Salak salak konuşma, onu, dedi. Kulübeye gittim. Telefonu açıp numarayı çevirdim. Numarasını yönlendirmişti. Bekledim. Çaldı, çaldı, biri açtı. Ekrem, dedi. Benim de siz kimsiniz, dedim. Ben tanrıyım, dedi. Hadi oradan, diyecektim… At yanında mı, dedi. Evet, dedim. Ver atı, dedi. Telefonu ata verdim. At kahkahalar atıyordu. Bozuldum. Yaklaşık on dakika güldükten sonra telefonu kapattı. Ne diyor, dedim. Sen cehenneme gidemeyecek kadar salakmışsın, diyor. Bozardım. Niyeymiş, diye sordum. At hemen ciddileşti; yüzüme baktı. Burnunu kaşıdı. Birden kafası kopup  yere düştü. Bitti.

Onur Sakarya
Görsel: Bennie Julian – “The Horse”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir