Bir Dinozorun Anıları

Sabah uyandım. Sabahın köründe uyandım daha doğrusu. Neden? Kafamda bir şarkı nakaratı dönüp duruyor. Gitmiyor illet! Radyolarda çalışırsan senelerce olacağı bu. Heyhay 90’lar! Evet bu yazı bir kısmınız için “bir dinozorun anıları” kıvamında; başlık net zaten. Şimdi siz uzaklaşabilirsiniz sarkastik bakışlarla sırıtarak milenyum çocukları.

Şarkıyı da yarım yamalak hatırlıyorum, fakat melodiyi sayıklıyorum habire. Kimdi lan bunu söyleyen çocuk? Ne patlamıştı şarkı ama o zamanlar falan, diyorum içimden. Şarkının adı yok. Öyledir ya hani aklınıza düşer ve adı nakarattan anımsadığınız bir dizesi olur sözlerin. Sonra şarkıyla ilgili hatıralar canlanır. Aynen öyle oldu bende de. Gözlerimi yumdum zorla, trak film şeridi.

Eşkıya filminin setinde çalışıyorum. Ecnebi müzikleri; böyle core, death metal falan dinleyen bir hatun var, Morbid Angel, Possesed, Carcass falan dinliyor anlayacağın ve sinyal veriyor. Aramız pek iyi değil, yani bir “aramız” olsa epey şiddetli, şehvetli bi’şey olacak, besbelli. Hemen yadırgama. Ne demiş Hacı Bektaş Veli:

“Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde, Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın, erkek farkı yok, noksanlık, eksiklik senin görüşlerinde.”

Gecenin körü üç beş arkadaş kahvaltıya gidiyoruz. Gecenin köründe evet, anca vakit bulduğumuz için… Seninki bir adamdan bahsediyor arkadaşına; yok efendim saçını şöyle taramış, şunu bunu giymiş falan. Sonra kahkahalar atarak diyor ki: “Al bak bunu dinle diye bunu verdi bana!” Gülerken cebinden çıkardığı kaset elinden düşüyor. Kimse eğilip yerden almıyor. “Ay ama güzel şarkııığ!” diyor gruptan biri. Efsun bu. Bağcılar’da oturuyor. Anladın sen onu… Şrak diye kesip kahkahasını şarkıyı söylemeye başlıyor metalci kız: “Ne dağlaar diz çökerr önümde yaaağ hasret, ben sendennn geçerim, sen benden vazgeç! Ne dağlaar diz çökerr önümde yaaağ gurbet, ben senden geçerim, sevdaağlııı deniziiiiğm! Hadi hapbarabar!” hakikaten hep beraber devam ediyor herkes. Şarkıya hayran Efsun şaşkın, yere oturuyor, gözleri dolmuş.  “Seğn üz beniiiğ, sen kahret beniiiğ, yukarda Allah vağr görür haaağlimiiiğ!..” Efsun yerdeki kasedi de almış eline, ona baka baka şakır şakır ağlıyor klipte.

Bazen lanet okusam da böyle durumlarda şu internet olmasa n’apardık, diyorum. Gerçi biliyorum ne yapıyorduk ama cidden büyük kolaylık. Düşün ki yok! Nereden bulacaksın şarkıyı? Eş, dost herkesi arayıp telefonda ya da atıp kendini sokağa, mahallede tanıdık tanımadık herkese yanaşıp  salak gibi lala laa laa, mmm mmm falan diye şarkı mı mırıldanacaksın? Aynen öyle yapacaksın, el mahkum. Hemmen açtım Youtube’u, aklımda takılı kalmış nakarattan üç kelime yazdım “arama çubuğusuna” pıtı pıtı. “Ne dağlar diz çöker…” Pat: Ümit Sayın, sene 96, Hicran! Şarkıyı “loop’a” alıp, kahvemi içerken üç beş kez dinledim. Dinlerken güldüm eğlendim, üzüldüm falan. Altıncı tekrarda yeter lan, dedim kendi kendime. Nedir bu cidden! Sen kahret beni falan nedir, “arabeks” misin?!

Galiba genetik kodlarımızdan biri böyle dolanmış, kördüğüm olmuş, çözülmesi imkansız. İşte arabesk geni o! Genetik bilimcilerin ağzına sıçacak buldukları zaman. “Bu ne Rişar?” “Arabeks geni diyoruz ona profesör…” “Arabeks?” “Evet, arabeks. Sadece Türklerde bulunuyor. Son tespitlerimize göre Araplarla hiçbir alakası yok.” Aslan Yürekli Rişar’ım benim! Tek kelime İngilizce bilmeden üstünde güneş batmayan imparatorluğun tahtına koyduğun kıçını öpsün şimdikiler. Reenkarne ol da bul şu geni, gözünü seveyim, derken zihin akıntılarım, şarkının videosu altındaki yorumlara kaydı gözüm. Ulan herkes mi hasretle yanar 90’lara! Yeminle öyle. Ne hatıralar dökülmüş, görseniz. Bu hastalığın sırf bende olmadığını, sürüden olduğumu hissedince biraz gevşedim sanırım. Bu gevşeme feci bir fikre taşıdı beni rüzgârına alıp. 90’lar “Türkçe sözlü hafif batı müziği” eşliğinde büyüyen bir buçuk kuşak, sonraki kuşağın müziğini beğenmiyor, saçma buluyor, sevmiyor. Neden? Bir kere bu 90’ların gelişine bakmak lazım. Ardında 80’ler, 70’ler hatta 60’ların birikimi var. Ne yani milenyumun da ardında 90’lar yok mu, diye soracaksınız hemen, biliyorum. Yok! O kuşak, yani 90 kuşağı küstü. Bu rezilliğin bir parçası olmakla suçlanmamak için çoğu çekti elini eteğini. Oysa Cem Karacalar, Barış Mançolar, Erkin Koraylar, Kayahanlar, Tanju Okanlar hatta ve hatta Sezen Cumhur Önal’lar 90’lar kuşağıyla kol kola yürüyorlardı. O birikim 90’lara aktı. Gençlik o birikimin elbette bokunu çıkardı, tabii ki rezalet şarkılar falan da yaptı, bu şarkılarla güldü, ağladı. Ama ustalar oradaydı. Onlar eğriyi doğrulttular yer yer. Aynı şablon sinemada da yürüdü geldi Yeşilçam’ın hatırasıyla ve hatırına. Milenyumla beraber ustalar bir bir unutuldu, bir bir çekildiler sahneden. Bir İlhan İrem vardı misal. Hangi sazlıktan havalanıyor acaba canına yandığım!

Özetle, bu zekâ gerilemesi tektipleştiren tekelleşmiş leş kapitalizmden kaynaklanıyor. Herkes tepeden tırnağa marka. İdealar öldü, yaşasın ikealar! Bu derin analizlerin sonunda kafam yandı be, diyerek bir kahve daha dolduruyor, sazlıklardan havalanıyorum, haydi “hapbarabar!”

Metalci hatun mu? Bağcılar Efsun’un hıçkıra hıçkıra ağladığı o klip çekiminden sonra hiç aramız olmadı. Kalmadı şehvet, şiddet falan. Ne demiş Hacı Bektaş Veli:

“Hararet nardadır, sacda değil, keramet baştadır tacda değil. Her ne arar isen kendinde ara; Kudüs’te, Mekke’de hacda değil.”

Aklıma gelmişken, belki şuna da bakmak istersiniz…

 

Janset Karavin
Fotoğraf: Urszula Nowak – “Music in Love”

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir