Bir Tuhaf Terapi: The One I Love

 In Alengirli Mecmua, Pozisyon Hatası, Seyir Defteri

the-one-i-love1

Bir tuhaf terapi The One I Love. Filmin adını Türkçeleştirirken de gene bir tuhaflıklar yapmışlar, olmuş sana Tek Aşkım. Kim karar veriyor bu filmin adı şu olsun, diye çok merak ediyorum ben doğrusu!

Bağımsız sinemanın üç önemli ismi Mark Duplass, Elisabeth Moss ve Ted Danson’ı buluşturan film, Amerikan Film Enstitüsü’nün yönetmenlik programından mezun olan ve öğrenciliği boyuncu birçok kısa filmin senaryosunu yazıp yönetmiş olan Charlie McDowell‘ın 2014’te çektiği, prömiyerini Sundance Film Festivalinde yapmış ilk uzun metraj filmi. Uzun lafın kısası sevabıyla günahıyla izlenir işte, denebilir belki bu kıvamda düşününce.

Film için büyük beklentileriniz varsa üzülürsünüz, en baştan söyleyeyim. Özetle bir romantik komedi olduğunu muştulayabilirim. Ancak bir uyarıda daha bulunmalıyım sanıyorum çünkü bu film sadece bir romantik komedi değil. Biraz tuhaf bir romantik komedi. Çünkü türler arası bir film var karşımızda; romantik komediyi, bilim kurguyla harmanlayan. Bir de deneyimli oyuncuların, kısacık bir senaryo metni üzerinde yer yer doğaçlamalarla çekimi tamamladıkları set arkası bilgisi eklenince buna, daha da ilginçleşiyor film. Belki de ilişkiler çok zor, darbımeseli üzerine artık izlenmedik bir senaryo kalmadı, dediğimiz anda karşımıza çıkıp benim anlatacak tuhaf bir hikâyem var, diyebilme cesareti bile izlemeye değer kılıyor filmi.

İlişkileri çatırdayan, “sıradan” bir çifttir Ethan ve Sophie, ama boşanmanın eşiğindedirler. Üstelik vaziyeti kurtarsın diye başvurdukları ilişki terapistinin, işi kökünden çözecek bir yöntem geliştirmiş olduğundan da bihaberdirler ve terapistlerinin önerisiyle gözlerden ırak, güzel mi güzel bir kır evinde, baş başa bir hafta sonu tatili teklifini seve seve kabul ederler. Ve olaylar gelişir…

Şimdi burada “katil uşak,” demek gibi olmasın ama, katil uşak! Ama uşak gerçek mi değil mi? İşin içinde büyü mü var, ruhlar mı, Ethan‘la Sophie kırklara mı karıştılar kır evinde, yoksa biz farkında değildik de ikisi de zaten psikolojik sorunları olan tiplemeler miydi? gibi birçok soruyu düşürecek gelişen olaylar.

Bu arada bir parantez Elizabeth Taylor‘un harikulade performansıyla, 1966 yapımı, Who’s Afraid of Virginia Woolf filmini referans olarak bir sonradan yahut belki de önceden izleme önerisi olarak alabilirsiniz. Çünkü Ethan‘ın da dediği gibi: “Sanki Kim Korkar Virgina Woolf’tan‘ın bir başka versiyonunda gibi…” hissedebilirsiniz kendinizi. Özünde ilişkilerden beklentilerimize, dahası aslında ilişkide olmak istediğimiz insanın karşımızdaki mi yoksa hayalimizdeki insan mı olduğuna odaklanan kurgu, bir parça tempo düşüklüğü yaşatsa da, keyifli, sakin bir akşam seyirliği desek yeridir.

Ama siz gene de üç vakti aşmış bir ilişkiniz varsa, sevgilinizle beraber izlemeyin…

Zeynep Ceren Şensoy
Alengirli Mecmua

 

Recommended Posts