Boğazımızı Yakmalı Tebeşir Tozu…

 In Pozisyon Hatası

Bir çocuk öğretmenine diyor ki; “gidin öğretmenim gidin, çocuk çok olur burada ama öğretmen bulamayız, gidin öğretmenim gidin…
“Bak şu bilince sen” çocuğun bilinci mi bu… çocuğun acısı mı bu… yoksa çocuğun sitemi mi…artık çözsün Türk psikolojisi çözebiliyorsa bu cümleyi. Haydin size günlerce araştırma yapacak bir söz ama hiçbir biliminizin çözemeyeceği bir söz. Ben öğretmenliğimden utandım. Artık siz de neyinizden utanırsanız!
Yıkık duvarlar arasında tırmanan bir umuda dönüşmek Cizre’de. Ahh Cizre. Şimdi bir dağın sırtında yatan düşlerinde tanıdım Cizre’yi bir de uzun ve eski bir İstanbul yolculuğunda bir Gerdan’ın sözlerinde duymuştum ilk. Ve o gün o gözlerden öğrendim, çaresizliğin tek olmayacağı yerin Kürdistan olduğunu…
Dünyanın sağır, dilsiz ve suskun olduğu şu dakika bir haber, çaresiz bir haber; “Cizre Devlet Hastanesi Vuruldu (ASİSTANHEKİM.ORG)” yetmiyor hiçbir karşı-duruş katliamcı devleti ve hükümetini durdurmaya.
Dün 10 yaşındaki Cemile’ye acımayıp derin dondurucuda bekleten vicdan neyse bugün de aynı vicdan/sızlık devrede. Savaş karşıtı bir dil, bir yürek, bir vicdan büyümedikçe bu tablo devam edecek. Ve bu akıl(sızlık) devrede kalacak, bütün faşizan ruhuyla. Şimdi Kürdistan’da olanları hiçbir akıl, hiçbir din, hiçbir inanç ve hiçbir ideoloji açıklayamaz. Türkçü faşist ideolojiden başka… Cizre’de şimdi bu saatte, siz uyuduğunuz bu saatte, çocukların bedenine ya kara bir tahtanın parçası düşüyor ya da
bir tebeşir parçası…hangisi doğrular on yaşında bir çocuğun aklını. Hangi eğitiminiz, hangi politikanız ve hangi devlet aklınız bu çocuğa vicdan öğretmeye kalkışabilir…ya da hangi politikalarınız biz suskunların yeniden vicdan sahibi olmamızı bekleyebilir. Ya da basına birkaç demeç vermenin ötesine nasıl geçirebiliriz. Hastanelerin, çocukların, vicdanların, ak sakalların kurşunun tek sevdası olduğu bir memlekette, vicdanınız kanamıyor mu “Fırat’ın bu yakası”
“gidin öğretmenim gidin, çocuk çok olur burada ama öğretmen bulamayız, gidin öğretmenim gidin…diyen bir çığlık duydunuz mu hiç. Ben buna çığlık diyorum. Çarenin çığlığı diyorum. Kadere kafa tutan bir çocuğun çığlığı diyorum. Büyümüş bir çığlık diyorum. Ama diğer tarafında suratımıza indirilen bir tokat diyorum. Akşam eve dönünce çocuklarımızın yüzüne bakamayacağımız ağız dolusu bir tükürük diyorum, duyarsızlığımıza, vicdansızlığımıza ve acımasızlığımıza. En çok da öğretmenlere ve öğretmenliğimizedir…
Yarın bütün öğretmenler ve vicdanlar “devlet dersini” işlemeliydik günaydın dedikten sonra. Ve kırılan tahta parçası bedenimizi acıtmalıydı. Boğazımızı yakmalıydı tebeşir tozu gibi bu çocuğun söyledikleri…
Bu büyük sözleri eden çocuğun büyük düşleri olmalı/varda. Çünkü bir yerde çaresizlik başladığı anda çare türemeye başlar. Hiçbir akıl tanımlayamaz ama gerçektir ve tarihidir bir o kadar. “aydınlığa dair her şey karanlıkta çıktı ortaya” çaresizliğe dair çare de Kürdistan’da hep böyle çıktı ortaya. Ama bugüne kadar, aydınlığa dair karanlıkta yazılanları hep büyükler yazdı, çocukların yarınları adına…
Bu defa böyle olmayacak gibi. Çocuklar kendi karanlığında aydınlığı tarif ediyorlar. Tüm vicdansızlığımıza rağmen. Tüm karanlığımıza, sessizliğimize rağmen. Bir milyon öğretmenin/eğitimcinin sustuğu bu saatte.

Mazlum Çetinkaya
Fotoğraf: Alen Youri ~”Chalks”

Recommended Posts