Boşluk

Nasıl anlatayım içimden dışıma taşan bu boşluk hissini size? Hayır, omzunuzdan bir yük kalkmış gibi bir hafifleme değil bu. Nasıl anlatayım…

Bir uzay istasyonunda falan olduğunuzu düşünün. Muhteşem boşluk gözlerinizin önünde. Yıldızlar. Yıldızımız ve belki de yerküre. Ama artık diliniz tutulmuyor. Herhangi manzara bu sizin için. Her sabah, akşam gördüğünüz, kanıksadığınız bir “şeye” dönüşmüş. Heyecanlandırmıyor sizi. Kıpırtı bile yok. Uzay gibi. Boş. Karanlık, anlamsız. Aslında uzaydasınız, içinde. Ayaklarınız yere basarken de öylesiniz tabii ama bulunduğunuz bu yerde, her ne kadar kanıksamışsanız da şu muhteşem manzarayı, bir iyice hissediyorsunuz uzaydalığınızı.

Tutun ki bir arıza olmuş, muhakkak onarılması lazım geliyor. Bu işi ancak siz başarabilirsiniz. Herkes size bağlamış umudunu. Herkes dediysem istasyonda zaten iki kişisiniz. Ciddi bir arıza bu. Zaman dar. Giysilerinizi, ihtiyaç duyacağınız ekipmanı alıyorsunuz, hazırlanıyorsunuz. Ve kapak açılıyor. Belinizden bir ariadne ipiyle bağlı olduğunuz halde, uzay boşluğuna bırakıyorsunuz kendinizi. İp dediysem, kim bilir nasıl gelişmiş bir teknolojiyle, özel olarak imal edilmiş bir ip bu. Yüzde yüz güvenli. Endişelenmeniz çok yersiz olur. Endişeli de değilsiniz ki zaten, bu işi başarmaya kilitlenmişsiniz siz. İlerliyorsunuz. Uçuyor musunuz demeli ya da? Boşlukta süzülüyorsunuz. Yerküre altınızda. Ulaşıyorsunuz arızanın bulunduğu yere. Tutunuyorsunuz. Bir bakışta çözüyorsunuz sorunun ne olduğunu. Çözmek biraz terletecek belki ama olsun, başarabilirsiniz. İnanıyorsunuz kendinize. Odaklanmanız yeterli. Dikkatinizi topluyorsunuz, evren silinip gidiyor o an. Nerede olduğunuzu unuttunuz. Birkaç yöntemle çözüm yaratmanın mümkün olabileceğini düşünüyorsunuz belli ki. Birini hemen eliyorsunuz çünkü geçici bir çözüm olur bu. Bir diğerini uygulayabilmeniz içinse elinizde ihtiyaç duyacağınız bir alet yok. Hay Allah! Oysa bu alet, donanımın en temel parçalarından biri, nasıl olmuş da unutulmuş? İkiniz de paniğe kapıldınız ama, olur böyle şeyler. İnsanlık hali.

O halde aklınıza gelen son çözüme başvuruyorsunuz. Biraz güç gerçi, nabza göre şerbet vermek gibi, ara bulmak gibi olacak biraz belki. Siz nasıl tamir etmek istiyorsanız, o da tamir olmak istemeli dense yeridir hani. Oldu olacak. Ha gayret! Şu vidayı da sıktınız mı…

Bu işi beceremeseydiniz bütün uzay istasyonu, senelerin emeği, onca uğraş heba olup gidecekti. Neyse ki başardınız. Herkes derin bir nefes aldı, hayatı kutlarca. Artık geri dönüş yoluna düşme zamanı. İşin en kolay kısmı bu; belinizde bir ariadne ipi var neticede. Güvendesiniz. Bırakıyorsunuz kendinizi uzay boşluğuna. Uçuyorsunuz! Yerküre ayaklarınızın altında. Mars öfkeyle parlıyor sağınızda. Ötesi derin karanlıkta yanıp sönen yıldızlar. Ama endişelenecek bir şey yok. Ariadne ipi.

Uçuyorsunuz! İp geriliyor birden. Bir çatırtının titreşimlerini hissediyorsunuz gövdenizde. Kafanızı çeviremiyorsunuz giysiniz yüzünden, tüm gövdenizi döndürmeniz gerek. Bunun için ipi tutmak istiyorsunuz ama ip ardınıza doğru uzanıyor, bunu şimdi fark ettiniz. Korkuya kapılarak çekiyorsunuz. Gergin. Çeviriyor sizi ters yüzü.

Olamaz! İp, tamir ettiğinizi düşündüğünüz yerde bir şeylere dolanmış nasıl olmuşsa, sıkışıp kalmış orada. Çekiyorsunuz bir iki kez, ama o sizi çekiyor kendisine. Şimdi sürükleniyorsunuz. Hem de hiç istemeyeceğiniz bir hızla. Boşlukta. Birden siliniveriyor evren. Yıldızlar, yerküre falan. Boşluk var sadece. Uzay boşluğu. Karanlık ve soğuk. Sürükleniyorsunuz. Ters yönde ipin müsaade ettiği yere dek savruluyorsunuz. İp geriliyor ve gene aynı çatırdamanın titreşimleri. Oh! Neyse ki ip sağlammış. Sağlam elbette. Son teknoloji o. Güvendesiniz. Hep güvendeydiniz zaten. Ama insansınız işte. Hem korku, önemli bir savunma mekanizması. Hayatta kalmanız için pek bir işe yaramadı bu kez ama öneminden bir şey yitirmedi gene de.

Oh, kurtuldunuz. Arızalı yere, ipin takıldığı yere gidip her şeyin iyi durumda olduğunu görmelisiniz önce. Sonra ipi sıkıştığı yerden kurtarmalı ve geri dönüş yoluna bir kez daha çıkmak üzere kendinizi bir daha uzay boşluğuna bırakmalısınız. Çekiyorsunuz ipi gene. Ama bu kez hafifçe. İnsansınız çünkü. Korkuyorsunuz. Neyse ki, ip sizi kendine doğru çekiy…

Koptu. Artık düşüneceklerinizin, söyleyeceklerinizin, hissedeceklerinizin bir önemi kalmadı. Önceden var mıydı? Boşlukta süzülüyorsunuz. Uçuyorsunuz! Yerküre ayaklarınızın altında. Yıldızlar. Sürükleniyorsunuz. Öleceğiniz “yokyere” ve âna. Uzay boşluğunda. Boşluğunda uzayın. İçinize yayılıyor uzay, içinizden yayılıyor uzay. Manzara harika!

 

Janset Karavin
Fotoğraf: Michelle Fennel (www.michellefennel.de) – “Pink Panthers Walk into Sunset”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir