Burası Neresi?

Sonsuzluğun rengi kahverengiymiş.
Ne yazsam eksik kalır hissettiklerimi ifade etmeye. Eksik meksik, bu büyüyü yaymayı en azından denemek zorundayım.
Başıma daha önce böylesi gelmemişti. Durmadan bakışıyoruz. Dakikalarca. Bi’ köy yolunda durmuş, gideceğimiz yeri bulmaya çalışırken bakışmaya başlıyoruz mesela. Ve hayat duruyor. Başka hiçbir şeye gerek kalmıyor. Bakışıyoruz. Gideceğimiz yerin önemi kalmıyor. En basit yolda kaybolmanın da. Yuvadayız zaten.
Kıkırdıyoruz hep. Ağzımız açık sırıtıyor, sürekli kıkırdıyoruz birbirimize bakarak.
Yemek yiyeceğiz, tuvalete gideceğiz, film izleyeceğiz, alışveriş yapacağız… Kıkırdamak ve bakışmaktan hiçbirini zamanında yapamıyoruz. Zaman neymiş ki zaten.
Konuşuyoruz. Bütün güzelliklerimizi paylaşmaya çalışıyoruz bi’ yandan. Hem almak hem vermek için duyulan sonsuz bi’ heyecan. Ne kadar hasretiz birbirimize. Ve şükür kavuşturana. Diğer güzelliklerimiz olan güçsüzlüklerimiz, korkularımız, utançlarımız, kimselere diyemediklerimiz çıkıyorlar sonra ortaya. Aynı gülümsemelerle, aynı yargısızlıkla, aynı şefkat ve destek haliyle paylaşıyor ve güvenli bi’ yere koyuyoruz bu hallerimizi.

Beni bulmayacaksın diye ödüm kopuyordu. Her şey öyle ya da böyle çok güzel olacaktı. Bi’ kere bardağın kendisi zaten çok güzeldi. Rengârenk çocuklarla çevriliydim. Gülmeyi öğrenmiştim. Her şeyin hayra vardığını da. Ama sen beni bulmasan, çocukluğumdan beri hayal ettiğim bu hali bilemeden yaşıyor olacaktım. Çok bekledim ben bunun için. Belki birden fazla hayat boyunca. Artık gözümde gökkuşağı, ağzımda kelebekler var. “Seni ben, yanımda bulunca her şeyim çiçeklendi.”

Tanıştıktan kısa süre sonra oturduk ve 5 saat hiç durmadan konuştuk. Fark ettim ki, yaşadığımız şey tanışmak değil, kavuşmaktı. En son ne zaman bi’ aradaydık acaba? Yağmur ormanlarında, birimiz güneşe ulaşmak için uzanır, diğerimiz de onun gövdesine sarılır haldeyken mi? Bi’ sincap ailesiyken mi? Paralel evrende mi? Rüyalarda mı? Aynı meteorun parçalarıyken mi?
Sonra bi’ baktık hep yan yanayız. Diğerlerinden izole değil. Diğerlerine rağmen değil. Diğerleriyle birlikte. Diğerlerinin parçası olarak. Hep yan yana. Hep göz göze.

Ben seni severken herkesi ve her şeyi seviyorum. Herkesle ve her şeyle birlikte seviyorum. Muhteşem kadınlara âşık oldum ben. İnanılmaz renklerdeydi her biri. Hayatı, aşkı, varlığı, yokluğu öğrendim onların aynalarında. Seni severken benimleler. Sıcak ekmek gibi, toprak gibi, yaz yağmuru gibi dostlarım, kardeşlerim oldu benim. Her zaman oldukları gibi seni severken de benimleler. Kaybettiklerim, doyamadıklarım, vedalaşamadıklarım, affedemediklerim de bambaşka hallerde belirdiler içimde. Seni severken en güzel halleriyle benimleler.
Ve ben seni severken sadece seni sevmiyorum. Varlıkları yokluklarıyla, oldukları olamadıklarıyla, yarattıkları ve yok ettikleriyle seni sen yapan herkesi, her şeyi seviyorum. Seni en sıkıştıran, en duymayan, en görmeyenler benim kahramanlarım artık. Beraber büyüdüğün, ilhamıyla, desteğiyle, aşkıyla, elinden gelenin en güzeliyle seni sana ve bana kavuşturan, benim de güzel bakmayı kendisinden öğrendiğim adam.. Her öpüşünde o da öpüyor beni. Her öpüşümde onu da öpüyorum. Sana âşık olanlarla bana âşık olanlar da öpüşüyorlar biz öpüşürken. Yanardağlar payamlarla öpüşüyor. Eskiz defterleri ders notlarıyla. Misketler topaçlarla.

Hiçbir şeyin kaybolmadığını, hiçbir şeyin ayrı olmadığını, her şeyin sadece dönüştüğünü sadece düşünmüyor, biliyorum artık.
Ben hep âşıktım. Bilebildiğim kadar paylaştım hep bu hali. Elimden geldiği kadar. Isıttığım da olduğu, yaktığım da. Üzerek ve üzülerek, ve bu sayede pişerek bir şeyler öğrenir gibi oldum. Mesela artık biliyorum ki hiçbir kalbin sahibi olamam. Hiçbir söz, hiçbir sevgi rüşveti, hiçbir duygu sömürüsü, hiçbir yol arkadaşlığı, hiçbir sabit hal ve hiçbir toplumsal ezber bi’ kalbi, bi’ ruhu bana yakın tutmaya yetmez. Yapabileceğim tek şey güzelleşmek, dönüşmek. Rengimi korumak, parlatmak, çeşitlendirmek. Ve şeffaf olmak. Her şeyi, hemen, en şefkatli haliyle konuşmak. Şimdi olduğu gibi, her zaman dakikalarca göz göze bakabilir, sansürsüz konuşabilir ve korkmadan güvenebilir halde olmak. Yapabileceklerim bunlar. O muhteşem kalpteki misafirliğimi uzatabilir ve güzelleştirebilirim belki bu hallerle.

Kadir Amcam 80’ine merdiven dayadı. Kayısı mevsimi geldiğinde hâlâ her gün sabahın köründe kalkıp köyümüzdeki bahçede çalışıyor. Akşam erken yatıyor. Ve sonra, gecenin ortasında içi yanarak uyanıyor. Buzdolabını açıyor. Kavun, karpuz, hoşaf, o an ne varsa onu yutuyor. Ve yıllardır her gece, her seferinde aynı mutlulukla “oıhhh!” diyor.

Sana her bakışımda, her öpüşümde, her düşünüşümde, ve her seferinde artacak şekilde, yaşamayı diliyorum bu mutluluk, ferahlık ve şükür halini. Görüyorum seni pamuk kalpli kız çocuğu. Seni görüyorum gözleri ve dudaklarından tutku fışkıran muhteşem akrep kadını. Her halini görüyor, her haline bayılıyorum.

Sonsuzluğun rengi kahverengiymiş. O sonsuz evrene ve o sonsuzluğun ortasındaki koyulukta parlayan aksime bakıp iman ederim ki, aşk hep vardı, hep var olacak.

 

İbrahim Baran Kurt Gündüz
Görsel: Burcu Ceylan