Gene ölemedim. En azından denedim. Bir zamanlar uzak anlamlıydı. Uzaktaydı çünkü, çünkü uzaktaki “aynı zamanlıkta” bile değilmiş gibiydi. Ama onunla “aynı zamanlıkta” olmayı hissedebilmek için ihtiyaç duyduğumuz zamana sahiptik, sabra ve yalnızlığa. Yalnızlık da anlamlıydı. İçkindi çünkü, çünkü yalnızlığımız biz ne yaparsak yapalım oraday’mış gibiydi.’ Ama onunla “aynı zamanlıkta” olmayıRead More →

Tuhaf bir gündü. Tuhaf derken, bütünüyle bir tuhaflıktan bahsediyorum. Hava, insanlar hatta kuşlar… Tuhaftı. İki gündür harmandım. Mahalleye gitme vakti gelmişti. Annemden iki günlük harçlığımı aldım. Evdeydim. İşimden atılmıştım. Bir sürü psikiyatrik ilaç kullanıyordum. Koca memeli, bakire kız arkadaşım madde sorunum yüzünden beni terk etmişti. Gelen ilk dolmuşa atlayıp mahalleninRead More →

Keşke yatağın sağında yatmaktan, yatağın sağına, soluna, ortasına, yatağa çapraz yatmaya başlamak kadar kolay olsa. Keşke inat edip iki, üç hafta yapmasan da o temizliği yapmak zorunda kalacağın günün geleceğini bilmek kadar basit. Keşke büyük tencereyi hiç almasaydık, diye düşünürken istemsizce yapılan hesap kitap kadar sessiz. Hıçkıra hıçkıra ağladım. DahaRead More →

Seviyordum onu. Uzaktan ama. Bembeyazdı. Dalga köpüğü gibi. Saçları küt, gözleri yeşil, yanakları Heidi gibi pespembeydi. Beni biliyor muydu? Sanmıyorum. Aşktı bu. Ellerini tutmak istiyordum. O kadarı bile kâfiydi. Açılamıyordum. Hep dalgındı. Uzaklardaydı. Ben de ona uzaktım, o da her şeye uzaktı. Konuşmuyordu fazla. Bir iki kelime. O kadar. VücuduRead More →

Talihsizlik… yerküreyi lavdan çok adem deşiyor ve şimdi sancılar çekiyor bir bebek parmaklara enkazlı yara bantları lazım geliyor ateşli hastalıklar bulunuyor yeni cehennemlere buz tutmuş küvetlerden güneş dileniyorum yaşamak az da olsa yaşamak olmalı bazen sureti geçen harflerden birini vuruyorum sivrisinek kan ağlıyor kollarımda bir bal arısını yoldan çıkarıyorum ikiRead More →