Beceremiyorum. Sanırım hayatları harika giden ve bu doğrultuda başka hiçbir yöne sapmayan insanlar gibi olamadım. Hastayım. Evet, ben hasta bir herifim. Bunun bilincinde olmak bir şeyleri değiştirmiyor üstelik. Çünkü korkunç bir hale gelmem hep an meselesi oluyor. Bir bakıyorsun dünyanın en tatlı adamıyım, bir bakıyorsun sevimli bir oyuncak ayıdan duyguRead More →

Odamdan balkonda sigara içmek haricinde çıkmıyordum. Majör depresyon. Sanki beş bin cenazenin yasını tutuyordum. Sanki kalbimi neşterle kesiyorlardı. Hiç bitmeyen bir sancının kucağındaydım. Uyumak istiyordum. Fakat acılar denizinde boğulmamak için o yana bu yana yüzmekten uyuyamıyordum. Halsizdim. Bir işkence altındaydım. Nefret ediyordum. Hayattan ve herkesten. Yataktan ve seslerden. Ucuz donlardanRead More →

Hikayem odur ki, yürümeyi bilmemenin karneye yansıyan kötü notlarıyla başlar. Lise zamanları H. adlı sınıf arkadaşımın ‘’öyle değil böyle yürüyeceksin’’ dediğini anımsıyorum. On beş yaşındaki mayını bol bir ergene, başka bir ergen yürümeyi öğretiyor. Yer: Sağlık Mahallesi. Zaman: Bundan bir an önce. Bacaklarımdaki kaskatı iskelet bir türlü yeni filmi çekilemeyenRead More →

Çok uzak ülkenin birinde çirkin bir kral yaşarmış. O kadar çirkinmiş ki kokladığı çiçekler solarmış. Su içtiği nehirler kururmuş. Güldüğü aynalar çatlar, sıçtığı mermerler göçermiş. Seviştiği kadınlar bir gecede elli yaş alırmış. Üstelik bu kral çirkinliğine hiç aldırmaz, sürekli televizyonlarda boy gösterirmiş. Hiç uyumadan 48 saat halka seslendiği olurmuş. HerRead More →

Ah Carmela, dik burnun bir başkaldırı. Bir göçmen botunda iki çocuğunu boğarken deniz, işte öyle şişirdin dudaklarını! Ama her şeyden önce Carmela, gözlerin. “Tanrı en büyük porno film senaristidir,” dercesine çığlık atıyor. Haklısın. Tırnak uçlarına kadar haklısın. Hatta en çok onlara kadar. Kendi bedenine sapladın onları. Ve hâlâ var aralarındaRead More →