Nereden başlamam gerektiğini düşünerek çok zaman kaybettim. Önce bu kayıp zamanlar için üzüldüm, bir an evvel harekete geçmenin en iyisi olacağını düşündüm. Sonra bunu da sadece düşündüğümü, harekete falan geçmediğimi farkettim. İşte o zaman anladım ki, zamanı kaybedemez insan, zamanda kaybolur ancak. Dehşete kapılmama sebep oldu bu da; demek kiRead More →

Nasıl anlatayım içimden dışıma taşan bu boşluk hissini size? Hayır, omzunuzdan bir yük kalkmış gibi bir hafifleme değil bu. Nasıl anlatayım… Bir uzay istasyonunda falan olduğunuzu düşünün. Muhteşem boşluk gözlerinizin önünde. Yıldızlar. Yıldızımız ve belki de yerküre. Ama artık diliniz tutulmuyor. Herhangi manzara bu sizin için. Her sabah, akşam gördüğünüz,Read More →

Gündem fırıldak, kafamız bi’ dünya dolanırken hepimiz, meğer bir zamandır Ajda’nın poposu gelmiş, gündeme oturmuş; ben sonradan öğrendim. Gördüm, demek istiyorum yani. Bana da görünür oldu popo hazretleri. Çat diye çarptı bulanık zihnime iki tokat. Hem de haber sitelerinde. Büyük başarı, diye düşündüm. Klasa gel kadındaki. Anneannem yakın yaşlarda, nasılsın,Read More →

Temmuz 1946’da, Louis Réard adında bir Fransız terzi, kadın mayosunu ikiye bölüp, tarihin gördüğü en küçük hale getirdiği tasarımının sunumunu yapıyordu Paris’te. Heyhat, gelin görün ki, aynı günlerde A.B.D. de savaş sonrası deneme programlarının ilki kapsamında Marshall Adalarının birinde üçüncü atom bombası denemesini yapmaktaydı ve bütün gazeteler, radyolar bu nükleerRead More →

Yumuşak Giriş Türkiye’de LGBTİ edebiyatı üzerine yazmaya kalkışınca ne yalan söyleyeyim birkaç saniye içinde sevinçten, kaygıya, oradan da öfkeye savrularak dalgalandı ruh halim. Sevindim çünkü, “gey arkadaşları olanların” karaladıklarının LGBTİ edebiyatından sayıldığı cennet memleketimizde, benim kimliğimde ya da kendilerini kuir bireyler olarak tanımlayan birçok yazarın romanlarının, öykülerinin, üstelik başkarakterlerimizin dertleriRead More →