Bu patikayı ben yürüdüm buraya. Bugün, sorsan en haz etmediğim insan için bile, şimdi anlıyorum be seni, diyebildiğim bir ânı yakalayabiliyorsam korkmalıyım belki İstiklal marşı korkma, dese de. Çok içiyordu mesela, Allah’ın günü içiyordu ve ben, ben buradayım, niye? diye soruyordum. Oysa fark etmiyormuş bir yerden sonra sen kimsin, benRead More →

Gene ölemedim. En azından denedim. Bir zamanlar uzak anlamlıydı. Uzaktaydı çünkü, çünkü uzaktaki “aynı zamanlıkta” bile değilmiş gibiydi. Ama onunla “aynı zamanlıkta” olmayı hissedebilmek için ihtiyaç duyduğumuz zamana sahiptik, sabra ve yalnızlığa. Yalnızlık da anlamlıydı. İçkindi çünkü, çünkü yalnızlığımız biz ne yaparsak yapalım oraday’mış gibiydi.’ Ama onunla “aynı zamanlıkta” olmayıRead More →

Keşke yatağın sağında yatmaktan, yatağın sağına, soluna, ortasına, yatağa çapraz yatmaya başlamak kadar kolay olsa. Keşke inat edip iki, üç hafta yapmasan da o temizliği yapmak zorunda kalacağın günün geleceğini bilmek kadar basit. Keşke büyük tencereyi hiç almasaydık, diye düşünürken istemsizce yapılan hesap kitap kadar sessiz. Hıçkıra hıçkıra ağladım. DahaRead More →

Nereden başlamam gerektiğini düşünerek çok zaman kaybettim. Önce bu kayıp zamanlar için üzüldüm, bir an evvel harekete geçmenin en iyisi olacağını düşündüm. Sonra bunu da sadece düşündüğümü, harekete falan geçmediğimi farkettim. İşte o zaman anladım ki, zamanı kaybedemez insan, zamanda kaybolur ancak. Dehşete kapılmama sebep oldu bu da; demek kiRead More →

Nasıl anlatayım içimden dışıma taşan bu boşluk hissini size? Hayır, omzunuzdan bir yük kalkmış gibi bir hafifleme değil bu. Nasıl anlatayım… Bir uzay istasyonunda falan olduğunuzu düşünün. Muhteşem boşluk gözlerinizin önünde. Yıldızlar. Yıldızımız ve belki de yerküre. Ama artık diliniz tutulmuyor. Herhangi manzara bu sizin için. Her sabah, akşam gördüğünüz,Read More →