Tuhaf bir gündü. Tuhaf derken, bütünüyle bir tuhaflıktan bahsediyorum. Hava, insanlar hatta kuşlar… Tuhaftı. İki gündür harmandım. Mahalleye gitme vakti gelmişti. Annemden iki günlük harçlığımı aldım. Evdeydim. İşimden atılmıştım. Bir sürü psikiyatrik ilaç kullanıyordum. Koca memeli, bakire kız arkadaşım madde sorunum yüzünden beni terk etmişti. Gelen ilk dolmuşa atlayıp mahalleninRead More →

Seviyordum onu. Uzaktan ama. Bembeyazdı. Dalga köpüğü gibi. Saçları küt, gözleri yeşil, yanakları Heidi gibi pespembeydi. Beni biliyor muydu? Sanmıyorum. Aşktı bu. Ellerini tutmak istiyordum. O kadarı bile kâfiydi. Açılamıyordum. Hep dalgındı. Uzaklardaydı. Ben de ona uzaktım, o da her şeye uzaktı. Konuşmuyordu fazla. Bir iki kelime. O kadar. VücuduRead More →

“Kendi” diye bir şey varsa, bu insan içre bir şey daha olduğu anlamına gelir. Bir pavyonun isli pembesini bir sergiye tercih ederim. Çalılıklarda cigara döndüren 17’liklerle oturup konuşmam bu yüzden. Basma eteğine tapmam bu yüzden. Dolmuş koltuklarının arkasına keçeli kalemle “Seni Seviyorum Cansu” yazmam bu yüzden. Yorgun babaların kadehlerini taşımamRead More →

I. Her şeyin bir anlamı olmalıydı. Yoksa bu ne karanlık ve korku? Acı çekeceksek bunun bir anlamı olmalıydı. Mesela bir seyyahın üç gözü olmalıydı, gibi laflar olmamalıydı. Ya da, 10 kurşunla ölmedi, gibi. Başa dönersek, o zaman da deliydim. Büyük kafalı zayıf bir deli. Kafam o kadar büyüktü ki bazen,Read More →

Bitmiştim. Sevgilim terk etmişti. Evden kovuldum. Bir aydır terk edilmiş bir kafede yatıyordum. Bardaki işime son vermişlerdi. Babam evlatlıktan reddetti. Annem bile gözü karartmıştı. Telefonlarımı meşgule düşürüyordu. Picin önde gideni ağbim, suratıma bir yumruk atmıştı. Burnum kırılmıştı. Egzama tüm vücudumu sarmıştı. Arkadaşlarım beni gördükleri yerde kaçıyorlardı. Vergi borcum vardı. TrafikRead More →