Bir yerdeydim. Etrafımı hayallerin hammaddesi sarmıştı. Yapışkandı ve pembeydi. Bir tablo gibi çivilenmiştim o yere. Hareket edemiyordum. Sadece düş kuruyordum. Hiç bitmeyecek bir düş yumağının içindeydim. Sen vardın. Senin o son kelimen vardı: “Bitti!” Bittim. Bir eve vardım. Kapı açıldı. Evden bir at çıktı. Siyah bir kısrak. At, ona binmemRead More →

Depodaydım. Tır gelecekti. “Kim gelecek?” dedim Rıza Ağbi’ye. “Yeni biri,” dedi. “Yeni başlamış işe,” dedi. “Hayırlısı olsun,” dedim. Yarım saat sonra deponun kapısında bitiverdi yeni Tırcı. Deponun girişi biraz dardı. “Gireyim mi?” dedi. Rıza Ağbi tamam anlamında bir işaret yaptı. Tır kendini açığa aldı. Sağladı. “Gelme,” dedik, geldi ve depoRead More →

Köye gittik. Düğün vardı. İlk önce güzel bir yemek yedik. Sonra da güzel bir yemek yedik. Aslında, düğün boyunca hep güzel yemekler yedik. Köy güzeldi. Köy sakindi. Akraba çoktu. Ben gelin tarafıydım. Gençtim. 20’li yaşlarda zıpkın gibi bir gençtim. Oğlan tarafınının ve kız tarafının gençlerini kocaman bir masaya oturttular. EniştelerRead More →

Seni çok seviyorum ulan! Ulan, dedim kusura bakma Seni seviyorum, dedim kusura bakma Bir sesin çoğalmadan önceki halinde buluşalım Parklarda buluşalım, pastanelerde çarpışalım Çarpık bacaklı kadınlara fal baktıralım Hep iyi çıksın, kader, para, aşk, Süleyman Süleyman mı? O pazar arabama çarpan fırlama Sinemalarda, arka koltuklarda, Cansu’yla birlikte Bir yaşlıya vurupRead More →

Hastaydım. Ayak parmaklarımın tırnak uçlarından saç uçlarıma kadar her yerim ağrıyordu. Durmadan kusuyordum. Durmadan sıçıyordum. Yanıyordum. Düşünemiyordum. Yiyemiyordum. Her şeyden nefret ediyordum. Pencereleri kapatmıştım. En ufak bir gürültüye bile tahammülüm yoktu. En ufak bir diyaloğa. En ufak bir sallantıya. Doğru pozisyonu yakaladığımı hissettiğimde belki beş saat hareket etmeden öylece kalıyordum.Read More →