Beceremiyorum. Sanırım hayatları harika giden ve bu doğrultuda başka hiçbir yöne sapmayan insanlar gibi olamadım. Hastayım. Evet, ben hasta bir herifim. Bunun bilincinde olmak bir şeyleri değiştirmiyor üstelik. Çünkü korkunç bir hale gelmem hep an meselesi oluyor. Bir bakıyorsun dünyanın en tatlı adamıyım, bir bakıyorsun sevimli bir oyuncak ayıdan duyguRead More →

Odamdan balkonda sigara içmek haricinde çıkmıyordum. Majör depresyon. Sanki beş bin cenazenin yasını tutuyordum. Sanki kalbimi neşterle kesiyorlardı. Hiç bitmeyen bir sancının kucağındaydım. Uyumak istiyordum. Fakat acılar denizinde boğulmamak için o yana bu yana yüzmekten uyuyamıyordum. Halsizdim. Bir işkence altındaydım. Nefret ediyordum. Hayattan ve herkesten. Yataktan ve seslerden. Ucuz donlardanRead More →

Çok uzak ülkenin birinde çirkin bir kral yaşarmış. O kadar çirkinmiş ki kokladığı çiçekler solarmış. Su içtiği nehirler kururmuş. Güldüğü aynalar çatlar, sıçtığı mermerler göçermiş. Seviştiği kadınlar bir gecede elli yaş alırmış. Üstelik bu kral çirkinliğine hiç aldırmaz, sürekli televizyonlarda boy gösterirmiş. Hiç uyumadan 48 saat halka seslendiği olurmuş. HerRead More →

Çocukken en korktuğun olay neydi, diye sordu. Köyde bir bahçelikte sıçıyordum…, deyip devam edecektim ki; sıçıyor muydun, bu çok komik, dedi. Evet, ellerimi temizlemek için toprağı kardığımda elime küçücük bir yılan geldi. Kör yılan. Ama ısırmadı, dedim. Korktun mu, dedi. Çok korkmuştum, çok, dedim. Peki sen sevgilim, en çok neRead More →

Çocuktu onu bulduğunda. Yavru karga. Ona bir barınak yaptı. Besledi. Her gün sevdi, okşadı. Babasının küfürlerine aldırmadan onu korudu. Beraber olgunlaştılar. Fakat bu karga çok büyüdü. Yani hacim olarak. Bir oturma odası kadar devasa oldu. Eleman ergenliğine girmişti. Annesi, “Bırak şu uğursuzu!” dediyse de dinlemedi. Beslemeye devam etti. Onu çokRead More →