Sene bindokusyüsdoksanaltıda sağ kanattan çiçeği kaptığım gibi huzuruna çıktım. Tam on beş yaşında 50 kg’lık bir hüzündüm. Bir gün belki, dedin. 25’lik bir delikızdın. Ondan on sene sonra koynunda bir konfeti gibi patladım. Âşıktım. Serseriydim. İçiyordum. Bir gün bana kapıyı gösterdin, evlenecektin artık. Bebeklerden filan bahsettin. Altın fiyatlarından ve beyazRead More →

Sanırım onu sevmekten ölecektim. Alaca bir rüzgârın peşine takıldım. Uzun süre takip ettim. Kafasını takıp çıkartabilen biyonik bir civciv sayesinde sonunda onun evinin önüne ulaştım. Ters bir piramidi andıran evin kapısını aradım, bulamadım. Kapısı yoktu ama pencereleri vardı. Kapısı olmadığına göre, tabi ki zili de olmadığına göre pencereye bir taşRead More →

Kapı gürültüyle çaldı. Uyandım. Çalmaya devam etti. Saate baktım. İçimden, hangi odun geldi bu saatte, dedim. Saat gece ikiye yaklaşıyordu. Yün ceketimi giydim. Hava soğuyordu. Antrenin ışığını yaktım. Kilitleri bir bir açmadan önce kapıdaki delikten baktım. Cigara gelmişti. Bir daha baktım. Kahveden arkadaşım Cigara Cevdet. Kapıyı açtım. Ne var lanRead More →

On beş sene. Koskoca on beş sene. Ardına bir kere bile bakmadan beni terk etti. Bir kez bile. Yani, insan meraktan döner. Gözü bir anlık arkaya kaçar. Hayır, bakmadı. Bir taksiye atladı ve gitti. Bir not bile bırakmamıştı. Rujuyla aynaya bir şey çiziktirmemişti. Ne bileyim, sebebini anlayamadım. Her zamanki gibiRead More →

Sıkılmıştım. İnsanların muhabbetlerinden bıktım. Sevgilimle aramızda bitmek tükenmek bilmeyen küçük, salak oyunlar dönüyordu. İşim boktandı. Dergi poşetleyen bir embesildim. Patronum sürekli kadınlardan bahsediyordu. Kadınlardan da bıkmıştım. Erkekler mi? Hepsi taşak kokuyordu. Ne bileyim yanmış taşak gibi bir şey işte. Futbol ve politika sohbetleri beynimi yaktı. Bira ve patates cipsi göbeğimdeRead More →