önce ruh çürüdü hayalleri çer umutları çöptü önce ruh çürüdü kendi ayağına dolandı insan ne aşuk ne de maşuk olabildi kendi suratına tükürdü insan önce ruh çürüdü plastik çiçekler plastik düşünceler vesikalı sevişler apışarasında kaldı aşk önce ruh çürüdü hayra yorulmaz rüyalar dipsiz kuyular gibi her tanışma her sevişme herRead More →

Istakozun duyargaları daracık ağzından taşıyor adamın; peçete üstüne peçeteyi ağzına tıkıştıracakmış gibi bastırıyor dudaklarının üzerine. Paramparça olan peçeteler ağzının etrafına âdeta küçücük kıta parçacıkları gibi sıra sıra diziliyor. Fakat o durmuyor; evrenin bir köşesinde birileri havada asılı kalmış bir düğmeye basmış gibi son hızla devam ediyor tıkınmaya. Lahanalar, turşular, peynir,Read More →

çatırdıyor zaman neyin savruluşu bu kontrolden çıkmış üreyiş kasvet.. banklar taş kesilmiş. boşanıyor zincir neyin dönüşü bu tarifsiz bir titreyiş kasvet… taşlar bank kesilmiş. neyin nesi gözlerime inen bir kıpırtı ısırıyor bıyığımı tedirginlik… yükseliyor, kaplıyor, aşıyor. geriliyorum. yüce çözümsüzlük! ovuşturuyorum ellerimi sakin mi yüzüm silüetlerimde taş kesiği. uçuş! yürek hoplamasıRead More →

Devamlılık yok bu kozmosta, yoklama almıyor yavşak tabiat. Ormandayım ve yürüyorum.  İğfal edilmiş huysuz masallardan sinirli elmalar düşüyor başıma. Manhattan’da değilim ama her yerde hamburger ölüleri. Tahran’da değilim ama belli, bir şeyler yanlış gitti. Otopark mafyalarıyla arama gönül koyuyorum. Şezlonga uzanıp dünyayı bininci kez anlamıyorum. Bir şeyler iyi gidecek; birRead More →

‘bir’ Kahverengi tüyleri, ay ışığında yoluk, ıslak sokak köpeklerinin ruhları darbe ve telefon jetonu görmemiş mesnetsiz bir sevinçle yarışarak suda gelip, sarıp çevremi, endişeli bakışlarıyla sallanırken kuyrukları dediler ki hep bir ağızdan bana: Seni gördük, çıplaktın uykumuzda. Minareler deliyordu göğü evvel, sonra onları geçti cam kuleler, yağmurda kurudu denizler veRead More →