Siz de izlediniz mi Türkiye maçını dün? Ben biraz baktım. Burak, formasındaki ay yıldızı defalarca öpüp tribünlere göstererek oyundan çıkıyor, yerine bir başkası giriyordu o sırada. Sonra düşündüm; şu sahada bir tane Ermeni yok, bir tane Rum yok, acaba kaç Çerkes, kaç Kürt, kaç Laz var, varsa da var olanlarRead More →

Bazen artık büyüdüğünü fark edersin ya hani, en çok da oyun oynayan çocukları seyrederken gelir başıma benim bu. İçimde çok eskiden kalma, ama kuvvetli bir his uyanır ki, sanki kabuk tutmuş bir yaranın kaşınıp yeniden kanatılması gibi bir hatırlama ânıdır bu: Cezalandırılmış, eve tıkılıp kalmışım ve arkadaşlarım sokakta oyunlar oynuyorlarmış… Geçer gider sonra,Read More →

Şiddetli bir baş ağrısıyla beraber, ağır ağır gözlerimi açtım. Gözlerimi açar açmaz ilk işim ellerimi yüzüme götürmek oldu. Parmak uçlarımla önce gözlerimi, burnumu, çenemi, daha sonra da alnımı ve başımın üst kısımlarını tek tek dolaştım. Yüzümdeki organların hâlâ yerinde olup olmadıklarını kontrol etmek ister gibiydim. Hepsi yerli yerindeydi. Lakin parmak uçlarımRead More →

Nasıl başlamalı, başlar bir yazı bilmiyorum.  Sert bir içkinin damakta bıraktığı burukluk gibi içimdekilerin tadı. Yudumladıkça kırılıyor, kırıldıkça; kırıyorum ne varsa.. Bozuk saatler gibiyim, bir yerlerde unutulup onarılmayı bekleyen. Belleğin an be an hatırda tuttuğu çok uzaklardaki sevgiliyle güzel bir günde çektirilmiş, eski bir komodinin çekmecesinde özensizce saklanagelmiş yorgun, silikRead More →

– Yamacıma ayak basan bu genç de kimdir? – Ben… Bir okçuydum Zerdüşt, okumu kaybetmeden önce. – O halde, bir okçu olarak burada değilsin artık. Peki, kimsin sen? – Bilmiyorum. – Öyleyse anlat hikayeni, kim olduğunu bilmeyen eski okçu, bu yardımcı olacaktır bilmene. – Ben… Bir ok yapmaya karar vermiştimRead More →