Fırtınanın içindeydim. Uçuruyordu beni fırtına. Ellerini tuttum fırtınanın. Yalvardım, bırakma beni. Fırtına yüzünü öbür tarafa çevirdi. “Eseceğim yerler var,” dedi. “Ben insanlar gibi değilim, yerli yerinde duramam. Esmeliyim ki gücümü görsünler. Şimdi burada kalırsam kişiliğimi yitiririm. İşsiz güçsüz kalırım. Açıkçası bu işime gelmez. Fırtınalar için iş bulma kurumu da yoktur.Read More →

Bayım ruhum on dördüne bastı basacak, lütfen çekin bıyığınızı memelerimden. Kendi don lastiğinizle boğmak istemezdim sizi, en sevdiğim naylon çorabımı yırtmasaydı evlilik yüzüğünüz. Hayır, ütüden nefret ederim ve evlenilecek kadın olduğumu da iddia etmiyorum, ama hiç değilse kızlık soyadım falan yok, zarımaysa mor menekşeler ekiyorum her cuma; sırf bu yüzdenRead More →

Bir filmde izlemiş olacaktı, ama filmin adı neydi, oyuncular kimlerdi hatırlayamadı. Siyah beyaz mı, yoksa renkli miydi?.. Neyse, adam, karısını aldatıyordu ve kadın da kocasını aldamıştı en sonunda. Diyordu ki evi terk ederken yazdığı veda notunda: “Bir kadın için, ancak kendisi aldattığında biter o ilişki, kendisini aldattığında değil…” “Ben kocamıRead More →

Yeryüzünü, görünmez kırmızı çizgilerle parçalayıp işgal eden, insanların diledikleri yerde yaşama, ölme hakkını gasp edenler “devletlerdir.” Hangi yönetim biçimi, bayrak ya da uydurulmuş kutsallara tutunuyor olursa olsun, hiçbir devlet yeryüzünün, insanlığın mecburiyeti olamaz… Bu mecburiyet hissini, handiyse Anadolu kasabalarından bozma şehirlerindeki adları otomatik olarak Cumhuriyet olan ama aslında Mecburiyet CaddelerindenRead More →