Hikayem odur ki, yürümeyi bilmemenin karneye yansıyan kötü notlarıyla başlar. Lise zamanları H. adlı sınıf arkadaşımın ‘’öyle değil böyle yürüyeceksin’’ dediğini anımsıyorum. On beş yaşındaki mayını bol bir ergene, başka bir ergen yürümeyi öğretiyor. Yer: Sağlık Mahallesi. Zaman: Bundan bir an önce. Bacaklarımdaki kaskatı iskelet bir türlü yeni filmi çekilemeyenRead More →

Mehtap’a   Bir rengim var Satürn ile diplomatik ilişkileri düzelttikten sonra Bize rüyamız, el eleyken verildikten sonra Cennete inandıran bir çift nabız atıyor yatağımda Ayak parmaklarına kadar inandığım kadın Ayak parmaklarına kadar sevdiğim kadın İsmin, Ay ile ilgili sanılırken İsmin, Ay olup batıyor kırık avuçlarıma   Bir kedim var AnnesiyleRead More →

Ayaklarımı kesmemeliydiler. Ayaklarım, yürüdüğüm yoldu. Sevdiğim Ayla ile buluşmaya giderken bu ayakları kullanıyordum! Dostum Necati’nin cenazesine bu ayaklarla katıldım. Lanet olsun! Benden önce onlar biliyordu insanın ayaklarının en güvenilir, en sıcak, en yanılmaz hafızası olduğunu! Ayaklarım çok kanadı. Kan akıp aklımdaki yolların üstünü kırmızıyla kapattı. Kafamı kesseler düşünemez kurtulurdum. EllerimiRead More →

Günahlarım kiliseye gitti, beni çıkarmaya İyi huylu bir takvim; kopardı günlerden kendini Ojelere sürülmüş ayaklar, dağınık yollar Keşke yalnız bunun için çiğneseydim seni   Duruyor ortada yusyuvarlak, bitmiş bir aşkın şüpheli pakedi Canımı yakan bir mevsim; geçiyor mu derken henüz gelmedi İki bomba söylemiştik; biri biber gazı Keşke yalnız bununRead More →

Tanrım! Nasıl ki Lübnan’da değilim ve buradayım Geçecek bir kendim de bulamamışken daha Yaş yirmi beş; yolun tümseği Çocuklar keskin hakikatler istedi eve dönerken Eve dönerken virajı bile alamadım Tanrım Büyümek, su serpmek olmasın maket uçaklara? Ya hiç boşalmasaydım keşke diye ağlayan çocuk Zaman, trenin oynaşmasıdır elbet, gider, gelir, eserRead More →