…Çekyatta öpeceğim onu. Çekyatta dizlerine oturup boynunu okşayıp dudaklarını çiğneyecek, onu yatıracak, üzerine uzanacak, üzerimdeki tüm ağırlığı ona yükleyecek, başının altındaki yastığı çekecek, yüzüne bastıracağım. Ben dörtten yüze kadar sayacağım, o on sekizde ölmüş olacak. Ama uykum geliyor. Sayı saymak benim uykumu hiç getirmez ama uykum geliyor. Koyunların sıraRead More →

…Elim cebimde, işaret parmağım tetikte yürüdüm. Yürüdüm ve ‘o’nun çalıştığı kafenin kepenklerinin çoktan inmiş olduğunu görmeden önce tabancanın boş olduğunu hatırladım. Kafenin graffiti kaplı kepenkleri önünde, cebimde onlarca kez tetik çekerek voltaladım. Saat 22:30’u geçmiş olmalı. Geçmiş gitmiş olmalı. Ben onlarca kez önünden geçtim. Pişman oldum. Bana ‘hiç pişman oldunRead More →

  …Ses çıkarmaya karar verdim: Ben, eski sevgilimi tabancayla öldüreceğim. Benim dedemin tabancası vardı. O da ölü. Hep anlatıldı: Deden seni şöyle severdi, böyle severdi… Yemeğini hızla yer kalkar, beşiğinin başında sivrisinekleri kovardı diye. ‘O’ da dedi ki, eski sevgilim yani: “Ben sana ne dediysem aslında kendime dedim.” Neden bilmem;Read More →

  …Eczaneler çoktan kapandı. Nereden bulunur zehir, hem nasıl istenir? Bir nöbetçi eczane bulsam, ona desem ki: “Bana biber turşusu gibi acı bir zehir verseniz, içi kamaşsa… Güzel güzel, usul usul, güvercinler gibi ölse.” Baktım Simitçi İlhan’ın mavi beyaz tenteli simit arabası yerinde duruyor. İlhan yok. Eski havuz meydanı, şişmişRead More →

  “İnsan eti pişince nasıl kokar, bilir misin?” diye soruyorum. Mendilimi açıyor, kendi gözlerini siliyor. Susmak bilmiyorum bir türlü: “Yanınca sakalı da tutuşur, değil mi? Üzülürüm…” Mendil satan amca erişemiyor; kamburunu ben kaşıyorum. Gözlerinin çok bulutlu olduğunu söylüyorum ona. “Katarakt,” diyor. İnsan nasıl da körleşiyor. Canetti’nin kitabı geliyor aklıma. AmaRead More →