Delik Ayakkabı

Hayatın sırrı neydi ulan? Evine gittim. Gitti Allah’ın belası, dedi babası. Silahına davrandı. Araya anası girdi. Arayacağım, bulacağım onu, dedim. Sktir git, ne haliniz varsa görün namussuzlar, dedi babası. Anası ağlıyordu. Kapıyı suratıma çarptılar. Layla Gazinosu’na ona bakmaya gittim. Yok, dediler. İçeri bir şekilde girdim. Oradaydı. Kons olurum daha iyi, demişti bir keresinde. Yanına gittim. Gel benimle, dedim. Gülüyordu. Kahkahaları müziği bastırıyordu. Sen, Hamal Cafer’in oğlu, senden bir bok olmaz, dedi. Elini kavradım. Atın şu orospu çocuğunu dışarı, dedi. Döve döve attılar beni. Tekme, tokat, yumruk. Yüzüm kanıyordu. Arkamdan şöyle bağırıyordu: “Bu çulsuz kendini ne zannediyor, yavşak huylu fakir.”

Her yerim kanıyordu. Yürüdüm. Yağmur sağanak halinde yağmaya başlamıştı. Hayatın sırrını bulana kadar yürüyecektim. Hayatın sırrı. Peh! Neredesin amk şerefsizi? Yürüdüm. Şehri geçtim. Işıkları geçtim. Asfaltı bitirdim. Tarlalarda yürüyordum artık. Toprakta. Yağmur hızlanmıştı. İliğime kadar ıslandım. Hayatın sırrı yoktu. Sağ ayağımdaki çorabım sırılsıklam olmuştu. Bir tepeye tırmandım. Bir zeytin ağacının yanında durdum. Toprağa diz çöktüm. Ayakkabımın sağ tekini çıkardım. Altına baktım. Koca bir delik. Ayakkabımın sağ teki delinmişti ve içeri su alıyordu. Bulmuştum. Hayatın sırrı buydu. Delik ayakkabıya sarılarak ağladım. Tam o sırada bir şimşek tepeme çaktı. Öldüm.

 

Onur Sakarya
Görsel: Ryan Hatfield

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir