Dünya Mutluluk Diktatörlüğü

 In Alengirli Mecmua, Polemik, Pozisyon Hatası

Gezegenimizi kaplayan büyük şemsiye: Dünya Mutluluk Diktatörlüğü.

Şirketler, iktidarlar ve bu ikisinin pazarlama uzmanı olan medya insanlara mutlu olma zorunluluğunu dayatıyor. Özünü tamamlamaya çalışan öznelerden, tüketen nesnelere dönüştürülüyoruz. Hazza boğulurken farkındalığımızı da baskılıyoruz kendi ellerimizle. “Her seçiş bir vazgeçiştir” klişesinin sonucunda ulaştığımız nokta bizim için seçilenler arasından seçtiklerimizin toplamında vazgeçtiğimiz kendimiz oluyor. Bizden istenen mutluluk için tüketmemiz. Tüketirken köleleşmemiz.

“Mutluluk Enstitüleri” kuruluyor. “Dünya Mutluluk Haritaları” yayınlanıyor. Mutluluğun normları yeniden belirleniyor. Mutsuz insan suçluluk duyuyor. Kendisine, çevresine isyan ediyor. Kendisinde eksiklik arıyor. Mutlu olanları kıskanıyor. Mutsuzlar ve mutluluk peşinde koşmayanlar toplumdan yabancılaşıyor.

 

Yabancılaştırma ve yabancılaşma kavramları bizim gibi toplumlarda “fanatizm” kavramıyla çok ilintilidir. İlişkiyi kavrayabilmek için bu sözcüğü de irdelemek gerekir. Yabancılaştırma ve fanatikleştirme hükümranların istediklerini elde etmek için ihtiyaçları olan tutumu ortaya çıkarır çünkü: şiddeti.

 

“Toplumdan yabancılaşma” edimi aslında iki biçimde işleyebilir. Birincisi kişinin kendi psikolojisinin belirlediği içsel nedenlere bağlı olarak toplumdan uzaklaşması, diğeri de kişinin dış etkenlerle toplumdan hem manen hem madden uzaklaşması ki burada “yabancılaştırma” kavramı devreye girmektedir. Bu bağnazlık ve fanatizmle kendini gösterdiğinde yabancılaşma daha da hızlı ve düşmanca olmaktadır. Freud’un saptaması önemlidir: “Bireyler bir grup halinde bir araya geldiklerinde bireysel inhibisyonları düşer ve tüm zalim, primitif bir çağın kalıntıları olarak içlerinde yatan vahşi ve yıkıcı içgüdüler ifade edilmek üzere açığa çıkar. (Freud, 1921)

Yabancılaşma İngilizce’deki alienation sözcüğünün dilimizdeki karşılığıdır. Yakınkökü orta Fransızca aliénacion’dur, o da Latince alienationem’den gelmektedir, kök sözcük Latince alienare’dir “yabancılaştırmak ya da başkasının kılmak”; bu da Latince alienus –bir başka kişi ya da yere ait olan- kökünden, o da alius’tan “öteki, bir başkası” gelir.

Zaman içinde sözcük Tanrı’dan koparılma ya da kopma, insan veya bir toplulukla ya da kabul edilen bir siyasi otoriteyle ilişkilerin kopması, halk da dahil olmak üzere bir şeyin mülkiyetinin bir başkasına aktarılması, zihinsel yetilerin yitimi hatta deliliği anlatmak üzere kullanılmıştır. Kullanım çağ, coğrafya ve topluma göre farklılıklar göstermiştir.

  1. yüzyıl başlarında sözcük ağırlıklı olarak iki anlamda kullanılmıştır: Biçimsel mülkiyetin yabancılaşması, el değiştirmesi ve geleneksel aile ilişkisinde, genellikle karı koca arasında kasıtlı ve zoraki müdahele anlamıyla alienation of affection (sevginin yabancılaşması) söz öbeğinde.

Kelime Freud’dan Marx’a, Hegel’den Durkheim’e pek çok düşünür ve bilim adamı tarafından irdelenmiştir. Günümüzdeki en yaygın kullanım, herhalde psikolojinin bir biçiminden türemiş olan, bir kimsenin kendi en derin duyguları ve ihtiyaçlarından kopması anlamıdır. (Williams, 2007)

Temelde insan ile toplum arasındaki bir bölünme duygusuna işaret eden kelime toplumumuzun içinde bulunduğu koşullar göz önünde bulundurulduğunda bizler için ayrı bir önem taşımaktadır zira hızla ayrışan, çatışan, çarpışan, fanatikleşen, kutuplaşan bir toplumda “yabancılaşma” ve buna bağlı olarak “yabancılaştırma” kelimeleri üzerinde düşünülmesi ve dikkatli kullanılması gereken kelimelerdir.

“Belli tarihsel şartlarda insan ve toplum etkinlikleri ürünlerinin, bu etkinliklerden bağımsız ve bunlara egemen olan öğelerin değişik biçimde kavranması” olarak değerlendiriliyor kavram sosyolojik olarak.

 

Tüketim çarkının dışında kalmayı tercih eden farkındalığı yüksek bireyler çeşitli araçlarla yabancılaştırılır. Yabancılaştırma eylemi için fanatik maşalar kullanılır. Yabancılaştıran fanatizmin herhangi bir biçimde şiddet üretmesi de kaçınılmazdır. Bu da çatlayan, yabancılaştırırken yabancılaşan, ayrımları keskinleştiren, düşmanlıkları bileyen, hoşgörüyü yok eden bir ortam demektir.

 

Tarihsel süreçte insan, tarihsel ve toplumsal yasaların bilgisini edinip onlara egemen olamamasından ötürü, toplumsal gelişmeyi insansal özünü geliştirici bir biçimde yönlendirememiştir. Toplumsal yasaların bilincine varmadan toplumsal gelişmeyi bilinçle ve insanca yönetmek imkânsızdır.  Böyle olunca da insan ekonomik, dinsel, siyasal, hukuksal, felsefi ve benzer konularda yabancılaşır. Günümüzde ise tüketim toplumunun dayatmalarının farkında olan bireylerin yabancılaşması kaçınılmazdır.

Yabancılaştırma ve yabancılaşma kavramları bizim gibi toplumlarda “fanatizm” kavramıyla çok ilintilidir. İlişkiyi kavrayabilmek için bu sözcüğü de irdelemek gerekir. Yabancılaştırma ve fanatikleştirme hükümranların istediklerini elde etmek için ihtiyaçları olan tutumu ortaya çıkarır çünkü: şiddeti.

İngilizce’de fanatic sözcüğü “dinsel çılgın” ve “hayalci ve mantıksız tutkuları olan kişi” anlamında kullanılmaktadır. Fransızca’da ise fanatique sözcüğü genel olarak “hastalık düzeyinde aşırı tutkusu olan kişiler” için kullanılmakta, “kendini bir davaya, dinsel siyasal ya da felsefi bir doktrine mutlak ve sorgulanmamış bir inançla adamış, büyük hoşgörüsüzlüklere varan ısrarlı çabalarıyla aşırılıklara sebep olabilen kişi” anlamını da içermektedir. Türkçemizde ise fanatik, “bir dine, bir ideolojiye, bir fikir veya düşünceye karşı tarafa hak tanımayacak ölçüde bağlı olan kimse, mutaassıp” anlamında kullanılmaktadır. Fanatizm sözcüğünün Latincedeki kökü fanum’dur; isim olan bu sözcük tapınak ya da kutsal yer anlamına gelmektedir. Fanaticus sıfatı ise kendini tam anlamıyla, aşırı bir çılgınlıkla mabede adamış kimseleri nitelendirmek için kullanılıyordu. (Çağla, 2007)

Fa­na­tizm mut­lak bil­gi­ye sa­hi­p olduğunu düşünme ve mut­lak bil­gi­ye sa­hip­ olma düşüncesiyle de bu­nun dı­şın­da­ki her şeyi mut­lak ola­rak yan­lış ­görme durumudur. Kuşku dışlanır. Doğru bellidir ve düşünmeye gerek yoktur. Diyebiliriz ki, fanatizm bir bağlanma biçimidir ama sağlıksız bir bağlanma biçimidir.

Yabancılaşma ve fanatizm kelimeleri siyasal alanda birleştiğinde ortaya çıkan tablo ise yıkıcı bir hal alabilmektedir. Ülkemizde bu birleşim 1980 sonrasına denk gelir. Sosyalist bloğun çökmesiyle ortaya çıkan küreselleşmeyle hız kazanır. Fanatizm kendisini din, spor takımları taraftarlığı, hemşehricilik, mezhepçilik, bölgecilik, okunan ya da mezun olunan okullar, üye olunan dernekler, yapılan meslekler gibi alanlarda göstermiştir. Aslında tüm bunlar ve benzeri durumlar birer yabancılaştırma ve aynı zamanda da yabancılaşma sürecidir. “Biz”den olanlar ve olmayanların işaretlenmesi, dışlanması, küçümsenmesi, fiziksel şiddete maruz bırakılması fanatik yaklaşımlardır.

Hem yabancılaşma/yabancılaştırma, hem de fanatizm irdelendiğinde ortaya çıkan kesin bir eylem vardır: şiddet. Birileri yabancılaştırılırken, yabancılaştıran kişilerin fanatik olduğu ve şiddetin herhangi bir biçimini uyguladığı kesindir. Fanatizmin dozu aslında uygulanacak şiddetin biçimini ve dozunu da belirler. Yabancılaştırma sürecinde biçimsel olarak en azından psikolojik şiddeti içerdiğini düşünebileceğimiz fanatizmin fiziksel şiddeti de çok sık içerdiğini görebilmekteyiz.

Violence (şiddet) eski Fransızca yakınkök violence, Latince violenta’dan –ateşlilik, atılganlık– en son aşamada Latince kök vis’den –güç- geliyor. Violence sözcüğü 13.yüzyıl sonlarından itibaren fiziksel güç anlamını edinmiştir ve 1303’te bir papaza vurulmasına atfen kullanılmıştır. Türkçe’ye Arapça’dan giren bir kelime olan “şiddet”, “Karşıt görüşte olanlara, kendilerini kabul ettirme, inandırma veya uzlaştırma yerine kaba kuvvet kullanma”, “Duygu veya davranışta aşırılık”, “Bir hareketin, bir gücün derecesi, yeğinlik, sertlik”, “Kaba güç” gibi anlam ve mecazlar içermektedir.

Yabancılaşma, fanatizm ve şiddet. Dünya Mutluluk Diktatörlüğü için bu üç kelime aynı cümlede kullanılarak eyleme dönüştürüldüğünde ortaya çıkan sonuç şudur:

Tüketim çarkının dışında kalmayı tercih eden farkındalığı yüksek bireyler çeşitli araçlarla yabancılaştırılır. Yabancılaştırma eylemi için fanatik maşalar kullanılır. Yabancılaştıran fanatizmin herhangi bir biçimde şiddet üretmesi de kaçınılmazdır. Bu da çatlayan, yabancılaştırırken yabancılaşan, ayrımları keskinleştiren, düşmanlıkları bileyen, hoşgörüyü yok eden bir ortam demektir.

 

 

Kaynakça:

Çağla, C. (2007). Fanatizm ve Sivil Toplum Üstüne Sorular. Cogito (Cilt 53, s. 15-25) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Freud, S. (1921). Grup Psikolojisi ve Egonun Analizi. içinde

Williams, R. (2007). Anahtar Sözcükler. (S. Kılıç, Çev.) İstanbul: İletişim Yayınları.

TDK Sözlüğü

Dil Derneği Sözlüğü

Hakan Akdoğan

Çizim: Kübra Demir

Recommended Posts