...

Janset Karavin

Düşülke 2013 – Hususi Edisyon
Şey’im-in Üçlemesi I
Galatı Aşk | I. Baskı 2009’ (1000 adet) ~ II. Baskı 2013’ (100 adet)
Cennetin Dibi | I. Baskı 2013’ Eylül

362 sayfa

Kapak Görseli: Janset Karavin

Baskı Adedi: 100

HE

“Her tas sıcak su, Saadet’in uzun siyah saçlarını yalayarak, köpükler içinde, yeni tomurcuklanan memelerinden aşağılara, bacaklarının arasındaki karanlık kadehe ve oradan da büyücek leğenin içine şapırdaya şapırdaya yuvarlanırken, kendi bacakları arasında kıvranan zamazingosundan anladı, son zamanlarda babasının neden her akşam mesaiye fabrikaya giderken şakayla karışık, arka cebinde taşıdığı, ince sedefli tarağıyla özenle taradığı bıyıklarını titreterek: “Evdekiler sana emanet ha, ona göre,” dediğini; on üçüne basalı ya üç ya beş gün olmuştu… Camın şeffaf yüzeyinden seken düşkesinde yüzünün ala çalmasına neyin sebep olduğunu bilemem söylememe gerek var mı?” Karavin, kadın-erkek, dün-bugün, masal-gerçek, Doğu-Batı ayrımlarını yapmaya mecbur olmadığımızı hatırlatıyor Galatı Aşk’ta. Postmodern zamanların bizi alıştırdığı, görüntülerin hakikatlerden daha sahici oldukları yanılsamasını yıkıyor. Biçim deneyleriyle sivri dilli eleştirel bir söylemi birleştiriyor romanında.

Galatı Aşk, yeraltı edebiyatına göz kırpan, bir hırsızlık hikâyesi. Hırsızlığa karışan Gordostol Mahallesi sakinlerinin herbirinin kendi hikâyesi, mekânların, kişilerin, şehirlerin hatta medeniyetlerin tarihiyle iç içe anlatılıyor. Bu iç içe geçme hali, yazarın zaman kavramıyla kurduğu oyunun bir parçası. Doğu ile Batı’nın, erkek ile kadının, suçlu ile suçsuzun birbirinden ayrılamayacağını, dünden bugüne geçerken dilin kaybettiği değerlerin itibarını iade ederek anlatıyor. Galatı Aşk, pekçok postmodern yapıt gibi, kendi postmodernizmi ile hesaplaşan bir roman. Gerek kendi içinde, gerek başka yapıtlarla içinde bulunduğu göze çarpan metinlerarasılık, dile yaklaşımındaki pastiş, biçim ve anlatım unsurlarındaki görsellik, Galatı Aşk’ın bir Karavin okuyucusu yaratacağının sinyallerini veriyor. Galatı Aşk’ın sunduğu okuma deneyimi, masalların, halk hikâayelerinin, Ece Ayhan’ın, Latife Tekin’in, Virginia Woolf’un, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Kafka’nın, meddah hikâyelerinin izlerini taşıyor. Çağdaş Türk romanıyla meselesi olan yazar, eleştirel yaklaşımıyla ve göndermeleriyle eserler arasında daha fazla iletişim ihtiyacına eğiliyor.

...

Galatı Aşk, odaklanma isteyen bir metin. İsminden başlayarak özen talep ediyor: Galatı aşk. Galatı Aşk ne demek? Gerçekliğin gölgesinin düştüğü tamamen kurgusal bir mekân… Çokbilmiş okuru kendi önyargıları ve yanılsamaları ile yüz yüze getiriyor. Hayır haddini bildirmiyor okura, dostça bir çağrı diyelim, daha doğrusu insanca. Büyüsü de tam burada. Yazarın grafiker olduğunu sanıyorum. İşte bu görsel birikim de yansıyor romana. Şiirsel düz yazı… Noktalama işaretleri ve deneysellik… Çok etkileyici. Kalıttan beslenmiş, kalıtı sindirmiş bir yazarın metni. “En sevdiği renk kırmızıdır; hazır bu gibi gereksiz malumat vermeye başlamışken hakkında, söyleyelim. Kırmızıyı sevmesinin nedenini anlatabilecek olsaydım gerçekten iyi bir meddah olurdum herhalde! İyisi mi gelin biz, bu bahiste Afife’yi cümle içinde kullanmaya kalkışalım. Şüphesiz bu cümle epey virgüllü, nefretle aşk arasında salınıp duran, okuyup anlamayacağınız, hatta bitirdiğinizde başlangıcını unutacağınız ve başa dönüp bir daha okuyup duracağınız, sonunda “cümle bitmiştir” anca bahis bir türlü kapanamamıştır manasında yan yana üç virgül dizilmiş bir kısırdöngü olacaktır. (…)” Karavin’in imgeler ve betimlemelerle zengin estetik algısıyla canlanan karakterler yaşıyorlar. Olay olmuyor bu romandan geriye kalan, kıvıl kıvıl bir mahalle oluyor. Romandan çok bir öykü kitabı okuyorsunuz sanki, sonu roman tadında çatılmışsa da… İronik dil, zeki, kibar, entelektüel, güçlü eleştiri! Zengin göndermeler ve metinler arasılık…

Anlatıcı, metnin gölgesi. Sergilediği metne karışan yazar portresi ise tek değil. Kendi kendine karşı duran pek çok yüzle yer alıyor satırlarda. Yeraltı kokusu çok kıvamlı. Edebiyatta sahicilik, dürüstlük vb. desem… Okuyun. İçtenlikle öneriyorum. Ben çok sevdim. İlk 10 sayfada okumayı bırakmaya çok yakındım. Ne ki bir şey beni dürttü, baştan aldım. Sonuna kadar da bırakamadım elimden.

Reyhan Yıldırım

KAPAKGalatiAskJansetKaravin500x

(…) 9364479548 gülümseyerek sordu: ”İnsanlar nasıl… Yani anlamıyorum; nasıl olur da böyle davranabilirler,” cümle geliştikçe hayretle karışık bir büyük dehşete kapılıyordu, “nasıl olur da sadece izleyebilirler çevrelerinde, hayatlarında olup biteni? ” Ve durup daha evvel bir türlü toparlayamadığı soru cümlelerini düşündü çünkü bu kez çok kolay olmuştu. Lorem gülümsedi: “Sadece izlemiyorlar; her dört yılda bir unutmayı seçiyorlar ve buna demokrasi diyorlar!..” Kapıya doğru yürürken: “İki seçenekleri oluyor, unutmak ya da çemberin dışına çıkmak. Seçenekler önlerine gelene dek hepsi çemberi kırmak istiyor ama o an geldiğinde hepsi unutmayı seçiyorlar çünkü çemberi kırmak her geçen dört yılda olup bitmiş her şeyi anımsamanın ağırlığıyla yaşamak demek.” Kapıyı kapatacakken duraksadı: “Tabii buna yaşamak denirse.” Kapıyı çekti. Kapıyı açtı, kafasını içeri uzatarak: “Unutma,” dedi, “demokrasi!” (…)

...