...

Levent Karataş

Düşülke 2014 – Şiir İçin
ISBN : 9786058546417
64 sayfa
Baskı Adedi: 1000

siiricin

Düşülke’nin “Şiir İçin” serisindeki ilk kitap olan Piyano Fabrikaları okurla buluşuyor…

Levent Karataş’ın Piyano Fabrikaları’nda yapmak istediği, yani okura yapmak istediği sanıyorum ki, onlar yok varsaysalar da şiirin aslında hiç peşlerini bırakmayacağını fısıldayıp kaçmak ve sonra da küçük bir çocuk gibi saklanmak; dizelerden bir labirentin içine beraber saklanmaya davet etmek şiir okurunu. Hınzırca bir kıkırdama işiteceksiniz son dizeyi de bitirdiğinizde…

KAPAKPiyanoFabrikalariLeventKaratas500x

Haydar Ergülen: “Yalın ve şaşırtıcı olmak, her zaman yeni şeyler söylemek ve şiirin geniş göğünde gezinirken yalnız olmadığını bilmek. Karataş bu rahatlık, yakınlık ve iyilik içinde yazıyor, iyi yazıyor.”

Küçük İskender: “Karataş’ın şiiri bana bastırılmış bir hüznün kafese konup şehrin sokaklarında dolaştırılmasını hatırlatır hep. Hüzün kendi ışığı yüzünden gölgesini oluşturuyor ve o gölgede modern zamanları bekliyor. İyi bir şiirin okuru nasıl kuşattığını anlamak için Levent’in şiirleri kuvvetli bir kanıt.”

Orhan Alkaya: “Karataş’ın bir yanı 19.Yüzyıl’da absent içerken, diğeri ’50’lerin beatnik şairleriyle “yolda”dır. Melankolik, hırçın, umursamaz bir delikanlının aynı zamanda fevkalâde memleketli halidir Levent. Şiir sanatının, çocuklarında sevdiği vasfıyla, hakikatlidir. Kişiliklidir şiiri, vesselam.”

Vural B. Bayrıl: “Uykuyla uyanıklık arasında, rüyadan uyanma ile dünyadan uyanma arasında, kalp ağrısı ile dil sızısı arasında, gökyüzü ile yeryüzü arasında, kağıt ile boşluk arasındaki düşsel/düşçül bir mekândan bize doğru yazıyor Karataş. O henüz 20’li yaşlarında, ben henüz 30’lu yaşlarımdayken bir dizesini ödünç almıştım Levent’in: “Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık” diyordu… Piyano Fabrikaları’nda kalbime yakın böyle çok dize buldum. Şimdi 20’li yaşlarımda olsaydım şu dizelerin beni çağırdığı ruhsal/düşsel mekâna mutlaka uğrardım: “dans daveti için/ bir prens/ karşısında aynanın./… aynada deniz, balıklar”…Karataş; şiir içinde ve şiirin içine doğru olan yolculuğunu sürdürüyor. Güzel bir yolculuk bu.”

Tarık Günersel: “Her sıradan kelime olağanüstüdür, düşününce. Sonsuzdur her sözün çağrışım gücü -okurun gücünce. Damıtılmışsa hele Karataş’ın kalemince.”

Metin Kaygalak: “Kaybolmuş, kentli bir zamanın şiiri Karataş’ın şiiri. Bu yüzden hüzünlü, bu yüzden çok tanıdık. Kınanmış bir hakikate sürüklüyor bizi, ancak şiirin bilgisinde tanıyacağımız bir yabancılığa. Tuhaf bir karanlık O’nunkisi: Az evvel taşındığımız bir aydınlığın loşluğu düşüyor avuçlarımıza, dualı… Bilge zamanlardan akarak Doğu’yu ve Yusuf’u “Allahın koynunda uyutuyor”. Evet, Karataş, şiiriyle hepimize bir olgunluk veriyor.”

Ersin Tezcan: “Yazmak dünyayı algılamaya çalışmaktır. Notaları sözcük olan müzik parçası. Şiir canbiyotiğidir yaşamın. Bu kitap L.K. şiirinin sonsuz sağaltımıyla şans, arkaik, marjinal, tını, oyun, ölüm, apaş, otantik, ortyantal söz atraksiyonu Suni bir tangram oyunu. Boz yap okumalarla ulaşacağımız sonsuz uyum. Okundukça artan şiirler toplamı, toplumu!. Tabiî ki tabiat kadar yalın!. Ölüm kadar yalnız!.

Not: bu yazıda kitabın adında olmayan bir harfi kullanmadım. Affola!”

Gazetelere Çıkmış

19.03.2014 NEZİHE ALTUĞ
Ritmi buldum dubi dubi bap

Levent Karataş’ın şiirlerini okurken onun kocaman bir göz olduğunu düşündüm. İnsanların, eşyaların hatta duyguların üzerinde faltaşı gibi açılmış; her şeyin içini, en derinini görmeye çalışan, tüm duvarları delen, tüm örtüleri uçuşturan, olağanüstü bir algı ve yansıtma büyüsüyle okuru allak bullak eden kocaman, kelimelere aç bir göz Piyano Fabrikaları. Bu, onun beşinci şiir kitabı, eski şiir kitaplarından seçme şiirler; Düşüyorum Galileo (1992), Bir Doğu Uykusu ( 2006), Masal (2006), Güzel Cumartesi (2010). Postmodernizmin insani boyutu ve hayata dair açılımlarına işaret ediyor. Hiçbir şekilde bir araya gelemeyecek, birbiriyle ilişki kuramayacak denli uzak, zıt ve kopuk sözcükleri bir görüntü bütünlüğü içinde haberleri olmadan şiirinin çatısında bir araya getiriyor. Kitabına adını verdiği piyano fabrikaları ünlü Piyanist Robert Schumann’ın şarkılarındaki gibi harfleriyle notalaştırdığı insan sesi. “şimdi korkularımı yazıyorum/şimdi acaba ne yapmak isterdim ne yapmak.” Schumann’ın insan sesini ne kadar güzel değerlendirdiğini şiirsel düşünceye ne kadar önem verdiğini biliyoruz. İşte bu yüzden şiir, olanak içinde belirsizlik, kuşku içinde yaşama tutumudur. “şimdi ve hâlâ buradayken/elma ağacının altındaki dünyadayken/sormak istiyorum yeniden /-bu ne dünya diye?”

Levent Karataş’a göre insanlar sadece ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu, belki bütün ömrünce her an, birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. Piyano, sadece kendi sesi için binlerce insanı bir araya toplayabiliyor, saatler boyunca yalnız kalmaktan hoşlanılan şairler içinde vazgeçilmez kuyruklu sırdaş oluyordu. Beynimizin hem sağ, hem sol ele aynı anda farklı komutlar vermesi ile hoş tınılar çıkarmamıza yarayan müzik aleti piyano. Şair de piyano çalar gibi vuruyor kelimelere, piyanodan çıkan seslerle özleştiriyor, duyguların dansını sergiliyor şiirlerinde. “Ben O’na küçük bir işi olduğu için saygı gösteriyorum./O bana bir işim olduğunu sanıp saygı gösteriyor. Bir piyano fabrikaları sahibi.” Harflere, elleriyle, aklıyla piyano çalar gibi komut verdiğini dile getiriyor. Evrendeki tüm sesler bir piyano, o zaman ben de piyano fabrikaları sahibiyim, diyor. Çok uzaktan, yanarak, eriyerek seslerini duyuran ümitsiz bir aşkla birleşememiş bülbül ve gül gibi onlar. Şiirsel söze ulaşmanın bir üst belirlenim olduğunu gösterir. “unuttuğumuz sır ve güle âşık bülbül/vecd, tesbih, esmail Hüsna/ve la ilahe illa ve la ilahe illa hu.” Şiirlerinin tamamı gerçek bir yaşamöyküsünden kurgulanarak şiirleştirilmiş, insan ilişkilerinin bilinmezliğine dair, çokkatmanlı şiirler. Ağır bir sır, korkunç bir olay ve yaşadıklarını anlatan trajik bir anlatı. “Çöl rüyaları görüyorum/sık sık/sıkıntıya işaretmiş bu/gözlerimi kapatamıyorum bu yüzden”.

Yoğun ironisiyle okurlarına bir şölen hazırlamış. ”ritmi buldum dubi dubi bap/dubi dubi bap.” Yazarken ışıkları sönmüş odasında, istediği bir loşluğa kavuşmuş gölgeler âleminin hükümranlığında her şey gerçek biçimini kaybetmiş gibi. İmgeci şiirde gördüğümüz o nesnelliğin öznelliği kavramı ise onun şiirini bütün yalınlığına, anlaşılırlığına karşın çözümlenmesi güç bir şiir haline getirir. Onun dizelerinde birbiriyle ilgili ilgisiz pek çok nesnenin de yer aldığı gözlenir. Şair; dildeki poetik boşluğun ayrımına vararak onun estetiğini her şiiri anında, bir başka kimlikle araştırır. Sözün olduğu kadar sesin kimyasının da peşindedir. Şiirsel bir dille kurduğu, atmosferlerin, dramatik etkisini güçlendirmek için, sinematografik anlatımı da çağrıştıran kelimeleriyle oluşturduğu yeni bir şiir dilinin müjdecisidir. Postmodernizmi şairin şiirine dâhil eden kuşkusuz hayatın kendisidir: “benimle dinler misin, ruhumun notalarını, kitaplarım Piyano Fabrikaları.”

...
  • AMAZON
    $ How 'r yu ne var yu?
    • 15 Gün İçinde Teslimat
  • KİTAPYURDU
    %25 İndirim
    • %25 İndirim
    • Uygun Fiyat
    • Bazı Ürünlerde Aynı Gün Kargo
...