Eski Sevgilimi Nasıl Öldürdüm IV

Eski Sevgilimi Nasıl Öldürdüm IV

 

…Yakmalı. Tutuşturmalıyım diyorum. Evet, çalıştığı kafeyi yakmalıyım, en güzeli bu. “Yakarız konakları!” Yalnız orada bir kedi vardı, onu kandırıp dışarı çıkarmalı. Bu kedi.

Bir kabahatim olmuş olmalı, diyorum son dubleyi kafama dikince. Ceketimin sivri yakasından mıdır, paltomun paspallığından mı… Boş bir kadeh bile ne ağır… Evdeki çöpü atsaydım… Çöpler çok ağır.

Hesabı hızlıca ödeyip kapılara sürünerek çıktım. Bir kabahat, bir kusur… Hava kararmış. Yangınlar mutlaka akşam çıkmalı. Saklanarak tutuşturmak gerektiğinden değil, korkum yok. KORKUM YOK BENİM! Kedi tüyleri, hapşırırsın gider! Sadece, geceleri caddelerde upuzun lambaların sarı, ağırbaşlı görünen bezgin ışıkları titreşirken, daha çatırtılı, daha büyük, daha renkli, daha aşağıda, daha coşkun VE COŞKUN ışıklar istediğimden…

Oysa ‘o’ beni bir mandalinaya çevirdi. Küçük, kokulu, eğimli bir yüzeyde uyumlu; paytak paytak dönenen, ona çarptığımda büyük bir fışkırtıyla bile patlayamayan, incecik liflerine tutunan bir ben… Ben değilim! Ve “Sen, iyi bir insansın,” dedi bana. Ve ve ve ben değilim iyi. İyi nedir?

“Ve”li cümleler kurmayacağım. Bir cümle her neyse o’dur! Bir cümleye olmadık anlamlar katmayacağım. Yok! Dosdoğru! Ağaçlara ağaç diyeceğim artık; kibrit diyeceğim. Hiçbir şey demeyeceğim; tutuşturacağım hepsini!

Paspal paltomu savura savura bir yangını körükleyeceğim. Kaldırımlara çıka ine, küstah kadınların ve hoyrat adamların metalik ışıltılı bakışları altında… Söyleyeyim; bundan sonra uzun cümle yok! Bundan sonra her şey çok kısa!

En başta gemileri! Gemileri yakmalı, hey!!! Hiçbir şey ıslak kalmayacak artık. İlk o gemiyi! Ş. Sami Akbulut vapuru muydu neydi? Bir kusur, bir tuhaflık… Onunla bir gece şu karşımdaki gemide gizlice dans etmiştik, kulağımda nefesinin “yağmur” şarkısı… Önce yağmurları yakmalı! İlerde heybetli Haydarpaşa garı, sağda başında martılarıyla Kadıköy iskelesi… İlerde koltuk değneklerine asılı Haydarpaşa garı, sağda başında martı boklarıyla Kadıköy iskelesi… Martıları yakmalı önce! İplik iplik uzamalı derileri.

Şimdi Kadıköy’ü baştan aşağı, köşe bucak, tek başına adımlamalı. Benim börekçiye uğramalı, Arto’mla pipo tüttürmeli. Zamlardan konuşmalı, evde rakı yapımından… Bana Ermenice bir küfür öğretmeli. Etil alkol tutuşur mu, bir sormalı. Kaça patlar bana onun çalıştığı kafeyi, geçtiği caddeleri, tüm Kadıköy’ü yakmak bana kaça patlar, bir öğrenmeli.

En temizi arabadan benzin çekmekmiş. Hortumu sok depoya, çek! Ağzımdaki rakı tadı gider böylece. Kürt böreğinin pudra tadı gider. Onun boynunun bir tadı vardı; o asla bilemeyecek. Gider! Benzin geldi miydi, dök 5 litrelik su şişesine, sonra boca et hepsini! Ağzım sulanıyor. Ağzımda sular birikiyor. Uzun yol kokusu geliyor aklıma. Onunla yolculuklara çıkacaktık. Çıkacaktık. Çık- acak- tı-k. Gelecek zamanın hikayesi, birinci çoğul şahıs… Bırak şimdi dilbilgisini diyorum. Tutuşturmalı şiirleri!

Şimdiki zamanla konuş be kadın! diyorum:

Bir geniş alan buluyorum kendime. Boğa’dan yukarı çıkarken, Süreyya Operası’nı geç, vitrininde kocaman bordo sutyen fotoğrafı olan çamaşırcıyı geç, hani Mango mağazası vardı da kapandı: Heh işte orada beli bükük bir amca sakalının altından mendil satar. Bir keresinde çay alması için onun yerine ben satmıştım. İşte o amcayı buluyorum yine yerinde. Oracıktaki banka oturuyoruz. Mendil veriyor bana: “Al,” diyor, “para istemem.”

“Yok,” diyorum, “ağlamıyorum ki…” Kucağıma bırakıyor. “Anlat,” diyor bana. Bir tuhaflık, bir burukluk… “İnsan eti pişince nasıl kokar, bilir misin?” diye soruyorum. Mendilimi açıyor, kendi gözlerini siliyor. Susmak bilmiyorum bir türlü: “Yanınca sakalı da tutuşur, değil mi? Üzülürüm.”

 

Gizem Pınar Karaboğa
Görsel: Edmondo Romano Annecchini – “Synesthesia”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir