“Ferda Anıl Yarkın Nerede?” Sorunsalı

“Ferda Anıl Yarkın Nerede?” Sorunsalı

Çakmaklar… Kayboluyordu. Evin içinde bir yerlerde çakmakların kurduğu bir ülke olduğuna yemin edebilirdim. Apartmanın köşesindeki tekelden 1 liralık sarı bir çakmak almıştım. Bir hafta üstüne titredim. Kaybetmemiştim ve bir beleşçiye de kaptırmamıştım. Zaten iki durum vardı çakmaklar için. Ya çakmak hırsızları ya da başını alıp giden özgür ruhlu çakmaklar. Merak ediyordum. Belki yüzlerce çakmak almıştım ama hiçbiri ortada yoktu. Evin içinde bir yerlerde bir kara delik olmalıydı, çakmakların boyut atladığı.

O gece sarı cüce çakmağımı yatağımın hemen yanında duran 80 model sehpanın üstüne koymuştum. Uyudum. Gece bir tıkırtı duydum. Sadece sağ gözümü açıp sehpanın üstüne baktım. Sarı çakmak hareketlenmişti. Sonra tıngır mıngır ilerledi. Sehpadan yere atladı. Yürümeye başladı. Takip ettim. Sokak lambalarının aydınlattığı salona geldi. Birden bir boyut kapısı açıldı. Gökkuşağı renginde. Hooop, onun içine atladı. Boyut kapısı kapanmadan ben de tereddütsüz gökkuşağının içine atladım. Bir dakika kadar yolculuk ettim karanlık bir dehlizde ve sonunda anlatamayacağım güzellikte bir bahçeye düştüm. Doğruldum. Beni bir muhtar çakmağı karşıladı. “Çakmak cennetine hoş geldin yeğenim,” dedi. “Hoş bulduk,” dedim. Beni bir kahvehaneye götürdü. Kahvehaneye giderken zippoları gördüm. İçip içip eğleniyorlardı. Köpük banyosu yapıp elektronik müzik dinliyorlardı. Ağaçlar, kuşlar, hayvanlar, gökyüzü bir başkaydı. Her yerde hurmalar vardı. Huri çakmaklar salına salına yürüyorlardı. Çok büyük bir partinin ortasına düşmüştüm. Muhtar çakmağı kahvehaneye varana kadar bu muhitin düzeninden filan bahsetti. Toprak yollardan şikayet etti. Set üstü ocak çakmaklarının yardımıyla kurdukları kütüphaneye kimsenin gitmemesinden yakındı. Kahvehaneye gelmiştik. İki çay söyledi ve konuşmasını sürdürdü: “Şu ilerideki hurmalara yeğenim, adamın biri hamak kurmuş; akşama kadar demlenip sallanıyor ve türkü çığırıyor. Kimdir çözemedik. Hele sen bir bak çaydan sonra. “Sizin âlemden biri ondan dedim.” Çaylarımızı içtik ve adamın yanına gittik. Güneş gözlükleri gözlerinde, içli içli şarkı söylüyordu ve çok mutluydu. Aaa, bir baktım; bu Ferda Anıl Yarkın. “Merhaba ağbi, “dedim. “Merhaba genç, hey corç versene borç,” dedi. Özgür ruhlu çakmakların kaçtığı yeri ararken çocukluğumu bulmuştum. Ferda Anıl Yarkın çakmak cennetindeydi ve çok mutluydu. Benim sarı cüce çakmaksa çakmak hurilerle ağaçların altında, gölün hemen kıyısında öpüşüyordu. Sevinçten ağlıyordum.

 

Onur Sakarya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir