Futbol Muhabbeti

 In Pozisyon Hatası

Siz de izlediniz mi Türkiye maçını dün? Ben biraz baktım. Burak, formasındaki ay yıldızı defalarca öpüp tribünlere göstererek oyundan çıkıyor, yerine bir başkası giriyordu o sırada. Sonra düşündüm; şu sahada bir tane Ermeni yok, bir tane Rum yok, acaba kaç Çerkes, kaç Kürt, kaç Laz var, varsa da var olanlar farkındalar mı kimliklerinin acaba?

Hiçbir konuda, spor hariç değil, hiçbir konuda düzenli, disiplinli bir çalışma yaklaşımını benimseyemeyen ülkenin, asimilasyon konusunda özellikle 1923’ten bu yana sergilediği istikrarlı tutumun bir yansıması olan bu futbol takımının, futboldan başka her şeyi simgeleyebileceği düşüncesi kafamı sarınca televizyonu kapattım.

Diyeceksinz ki, eh madem kapattın, izlemedin, daha bu neyin muhabbeti? Bilmem, belki de haklısınız. Belki de bakınca gizlenenleri görmek için yüz çevirmek gerekiyor.

Evet, futbol futboldan öte bir şeyler ifade ediyor; hani diyorlar ya futbol sadece bir oyun değil, diye. Bir sektör, bir gösteri, bir piyasa, kapitalizmin ve oligarşinin en büyük sahnelerinden biri. Sıradan insanların yıldızlara dönüştükleri, dönüştürüldükleri bir sahne. Afrika’nın hiç gelişemeyen, fakirliğin de altında, sefil bir hayat sürülen ülkelerinde doğan kara derili çocukların, yani hayata hükmen mağlup başlamış çocukların, lejyoner kampları gibi spor akademilerinde eğitilerek, Avrupa kulüplerine pazarlandıkları, doğdukları değil, hayatlarını kurtaran ülkelerin ulusal takımlarının formalarını giyerek aslında bu habis ulus devletler sisteminin ötesine bireysel çıkış süreçlerini onlarca yıl, zenginleşip terleyerek tamamladıkları bir modern kölelik sistemi.

İki kardeşten birinin A, ötekinin B ülkesi için sahaya çıktığı. Sahadaki 11’de ancak 2, 3 A memleketi doğumlu futbolcunun bulunmasının doğal karşılandığı. Mültecilerin dünya yıldızları olarak, zorunlu göç ettikleri ülkelerin takımlarında oynadıkları bir büyük gösteri.

Kaç “Türk” futbolcu bu sene İsveç, Almanya ya da başka ülkeler için ter döktü amiyane tabiriyle? Kaç siyahi Vikinglerin ya da Anglosaksonların  yıldızları oldular?

Türkiye’de cumhuriyet macerasıyla başlayan, tek dil konuşan, tek dine inanan, ülkü birliği içindeki bir ulus yaratma projesinin neticesi, Lefter’den sonra kaç Rum, kaç Ermeni milli formayı giydi?

Demem o ki, belki de futbol hakikaten futboldan öte, o ülkenin insana bakış açısının da sahaya sürüldüğü, muhteşem bir inceleme alanı sosyologlar için. Sosyologları hiç sevmem, ama bu gene de böyle.

Gönlümden geçen Türkiye, hani “Büyük Türkiye” bunca asırdır içinde erimiş halkları; Çerkesleri, Lazları ve diğerlerini, asırlardır yok edemediği Kürtleri,  sürüp öldürdüğü Ermenileri, linç ettiği Rumları kucaklayacak, hatta Ermenistan, Kıbrıs, Kürdistan gibi devletçiklerin varlığını anlamsız kılacak düzeyde yüksek bir medeniyetin alameti farikası olacak bir “Büyük Anadolu” olduğu gün, belki de sahadaki 11’in tıpkı Büyük Britanya gibi İngiltere, K. İrlanda, Galler, İskoçya gibi Türkiye, Ermenistan, Kıbrıs, Kürdistan hatta biraz daha ütopik belki ama Bosna Hersek, Yunanistan, Makedonya, Arnavutluk olarak çıkıp ter dökeceği bir Türkiye olduğunda küçülmeyecek, devleşecek.

Siz bu listeye Işid hariç Arap coğrafyasını da, Azerileri de hatta Kafkasları da katarsanız bunda da bir sakınca göremiyorum ben. Belki yaşadığımız coğrafyaya ve tarihe giydirilmiş bir imparatorluk ertesi sendromu sayıklamasıdır bu ancak, dersiniz. Varın deyin.

Futbolun ve sporun tüm dallarının insanlar arasındaki muhabbeti beslediği günlerin özlemiyle…

Ütopyalar güzeldir…

Janset Karavin
Fotoğraf: Ichmunandar, “Tarkam”

Recommended Posts