Game Over

Rüyamda bölüm sonu canavarını gördüm. Rakı masasındaydı. “Bir klonu çok sevdim, o beni hiç sevmiyor,” diye şarkı söylemeye başladı gökten bir mikrofon sarkıp, ay bir disko topuna dönüşünce. Ayrıca bıyıkları yerlere kadardı ve tek başına zıkkımlanıyordu. Birden bire olunca bütün bunlar, ilkin irkildim tabii, ama sonra kendi kendime mırıldandım sırıtarak: “Olur olur, bu da olur. Saçma sonuçta…”
Bu kadar mülayim değildim bir zamanlar. Misal bundan 15 sene evvel falan bu bölüm sonu canavarı böyle pattadanak karşıma çıksa, patlak yüz gözünün her biri başka yana bakarken, değil öyle disko topu, gökten mikrofon falan şarkı söylemeye başlamak, kazara hıçkırsa, geğirse, osursa falan, ben diyeyim üç, sen de beş saniye içinde parça pinçik, delik deşik, anasından doğduğuna bin pişman yollardım eşek cennetine. Yanar döner ışıklar altında ben böyle, yani nasıl anlatayım, ışıklar altında, sahnede, bütün dünya bir sahneymişçesine, hepimiz ataride birer “dobişkoymuşuz” gibisinden yani, elektronik bir gıcırtımsı müzik, mümkünse kselefonla icra ediliyor, dokuz sekizlik muhakkak ve muhakkak “arabeks” YOU WIN! YOU WIN! YOU WIN!
Fakat işte gezegende harcadığı gün sayısı artınca insanın. Kaçıp gidecek bir yer bulamadıkça. Gelip kurtaracaklar beni bir gün, gelecekler, “ay vant to beliiiğv!” diye bağırsa da iki küçük devirince, kimse gelip gitmeyince, kabuslar da böyle boka sarıyor. Biliyor çünkü bölüm sonu canavarı olacak eşek sıpası, ne nane yese gülüp geçeceğim artık. Meşrebim, mezhebim, muaşeretim genişleye genişleye yuttu hırslarımı, tutkularımı, beklentilerimi, umutlarımı. Bir baktım kolumu, kafamı gözümü, beni yuttu. Bizim evi, sokağı, mahalleyi, şehri, memleketi, gezegeni, evreni yuttu. Ama derken folloş oldu, patladı. Hepsi etrafa bir saçılmak saçıldı ki, artık her şey “normal” oldu. Anormal bir halt kalmadı. Herkes sıradışı olunca, baktım ben bile memuru olmuşum hayatın. Sikerler böyle hayatı ulan! dedim bir gece. Gidip battaniyeyi aldım yüklükten, koltuğa kıvrıldım. O bölüm sonu canavarının bu sefer kafasını gözünü patlatacağım, diyordum içimden. Gaz, hep gaz, tam gaz. Bi’ koycam tekmeyi taşaklarına! Var mıdır lan taşakları? Varsa da korum yoksa da korum ulan! Derken dalmışım.
Uyandım.
Rüyamda bölüm sonu canavarını gördüm. Rakı masasındaydı. “Bir klonu çok sevdim, o beni hiç sevmiyor,” diye şarkı söylemeye başladı gökten bir mikrofon sarkıp, ay bir disko topuna dönüşünce. Ayrıca bıyıkları yerlere kadardı ve tek başına zıkkımlanıyordu. Gittim, masaya oturdum. Şarkıyı kesti hemen. Bir eliyle kadehi aldı, ötekiyle buzları, rakı doldurdu berikiyle. Yuh amk kaç kolu var bu lalenin, dedim içinden, iyi ki öyle yaradana sığınıp dalmamışım. Sürahiye uzandı bir kolu bu arada. “Hop bilader!” dedim, “harama helal karıştırmazlar bizim oralarda.” Anlamadı. Boş boş baktı yüz küsur gözüyle. Uzanıp kaptım elinden kadehi. Hop diye yuvarladım. “Hadi güle güle!”
Janset Karavin