Gözlerin Küsüyor Bana

 In Pozisyon Hatası

„ah şu boynun ve parmakların…“ diyorum

gözlerin küsüyor bana.

artık saatin önem taşımadığı bir gecedeyiz. sokak aralarında, bellerinde öfkelerini ve ölü soluklarını taşıyanlarla karşılaşmıştık önce. sonra seçim afişlerinin ve pankartlarının gölgelerinde ayanamayıp öpmüştüm seni. esmer çocuklar bağırarak koşuyorlardı kaldırımlarda „seni başkan yaptırmayacağızzzzz“. şimdi karşımdasın. baktığın yerde olmak isterdim hep. bak, yaşattığın yerdeyim. avucunu avucuma yatırdığında ve nefesini boynuma bıraktığında, bu kenti sevmek için bir sebebim oldu. biliyor musun, aşk herkesi yakar fakat her yanan kül olmayı bilmez. şimdi biz iki tutam külüz adını bilmediğimiz caddelerde. rüzrag vurdukça karışıyoruz birbirimize. biz birbirimize ne çok alışıyoruz…

„ah şu boynun ve parmakların…“ diyorum

gözlerin küsüyor bana.

sana şiirler yazarken, teninde ve ruhunda şiir olmak da varmış. beni yazıyorsun yeniden ve ben şiirlerin en bela ve serhoş kafiyesim. yağmurdan sırılsıklam olmuşuz, umurumuzda değil. sokak itleri gibi sığınmışız birbirimize. sadece yarası olanların içeri alındığı bir meyhaneye giriyoruz. kapıda yaralarımızı gösteriyoruz, gözyaşlarımızı siliyorlar. rakı kadehinden bir yudum alıp, elinin tersiyle siliyorsun dudaklarını. sakallarımı okşayıp „güzel adam“ diyorsun. oysa ben çirkinliğime ne çok alışmıştım. uzanıp saçlarına tutturduğun kırmızı tokayı alıyorum. simsiyah bir nehir dökülüyor omuzlarına. ve kralına eyvalah etmemiş ben, senin nehrinde boğulmak istiyorum. „dert bile olsam sana, sen de bana derman olur musun?’ diye soruyorum. sakalımı öpüyorsun ve kulağıma eğilip „senden gelen başım gözüm üstüne şair’’ diye fısıldıyorsun.

„ah şu boynun ve parmakların…“ diyorum

gözlerin küsüyor bana.

sigaranı unutuyorsun bende. sonra kolyeni, küpeni, kitabını. „arkamı toplayacak biri lazım“ diyorsun. gülüyoruz. ağlarken gülmek, ölürken yaşamak gibi; cesetlerimizi gıdıklıyoruz. sabaha karşı, çıplak ayakları ile araba camlarını silmeye çalışan çelimsiz suriyeli çocuklar, kartonların altında ısınmaya çalışan evsizler, çorabı kaçmış mutsuz travestiler, mavi polis ışıkları, kırılan ev kapıları, kırılan kalpler, gözaltında gençler, meydanlarda yalanlar, meydanlarda ihanet, meydanlarda talan. sen ve ben yabancısıyız bu kentin. ve bu kentte yabancıları yaşatmıyorlar. bizim de yaşamaktan çok yaşatma derdimiz var. yaşatamayacaklarımızın ağrılarıdır bizi üzen. bilmiyorlar. onlar varken bile yoklar, bizler yokken bile ne çok varız değil mi.

„ah şu boynun ve parmakların…“ diyorum

gözlerin küsüyor bana.

 

Tamer Dursun
Görsel: Mothricia ~ “Soul Eater”

 

Recommended Posts