Hakko

Hakko

Tuhaf bir gündü. Tuhaf derken, bütünüyle bir tuhaflıktan bahsediyorum. Hava, insanlar hatta kuşlar… Tuhaftı. İki gündür harmandım. Mahalleye gitme vakti gelmişti. Annemden iki günlük harçlığımı aldım. Evdeydim. İşimden atılmıştım. Bir sürü psikiyatrik ilaç kullanıyordum. Koca memeli, bakire kız arkadaşım madde sorunum yüzünden beni terk etmişti. Gelen ilk dolmuşa atlayıp mahallenin yolunu tuttum. Giderken birkaç 90’lar parçası dinledim. Mustafa Sandal’ın “Gidenlerden” parçasında ağladım. Yanımda oturan kısa sarı saçlı, sosyal demokrat teyze beni sakinleştirmeye çalıştı. Çünkü ben ona üçüncü annemin de kanserden öldüğünü söylemiştim. Ne tiyatro! Ne dram!
Mahallenin girişinde indim. Derine doğru yürümeye başladım. Yanımdan iki polis motoru geçti. Heyecanlanmadım. Kahvelere vardım. Hakko oradaydı. Biraz lazım, dedim. Gel beraber içek, para istemez şair, dedi. Beni mahallede “şair” olarak biliyorlardı. Tamam, dedim. Bir Şahin’e doluştuk. Doğru portakal bahçesi. Sardılar. Döndürmeye başladık. Kafalar kıvama gelmişti. Kuşlardan ve büyük derbiden konuştuk. Herkes gülümsüyordu. Bu, tepemde asılı duran portakalların kokusu bir harikaydı. Gözlerimi kapadım ve doğayı duyumsadım. Pembe bir dere taştı içimden. Bu yapraklar, bu ağaçlar, bu toprak bir harikaydı. Birden portakal bahçesinin yola bakan kısmından ateş açılmaya başlandı. Havada mermiler uçuşuyordu. Can havliyle devasa bir kütüğün arkasına saklandım. Yapraklar, portakallar dallardan dökülüyordu. Üstüme patlamış portakallardan sular damlıyordu. Göz gözü görmüyordu. Çığlıklar ve küfürler… Çatışma sanırım beş dakika sürdü ve bitti. Sol elime baktım. Bir mermi avucumu delip geçmişti. Kanıyordu. Sağ yanıma baktım. Az önce bizi buraya getiren şoförün kafası patlamıştı. Beyni akıyordu. Sonra ileride tellerin dibinde Hakko’yu gördüm. Ona doğru ilerledim. Karnını tutuyordu. Delik deşikti. Ölmek üzereydi. Yaklaş, dedi. Yaklaştım. Şair, benim ardımdan bir şiir yaz, dedi. Yazarım, dedim. İçinde nişanlım Zehra da olsun, dedi. Tamam, dedim. Bokunu çıkarma ama, neyse o, dedi. Öldü. Etrafıma baktım. Ben hariç herkes ölmüştü. Siren sesleri geliyordu uzaktan. Bekledim.

Onur Sakarya

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir