Hassas

 In Pozisyon Hatası

İnsanın en hassas olduğu dönemde uzanan bir yardım eli, insanı nasıl minnettar kılar? O insan için yapamayacağı şey yoktur artık. Bol keseden atıp durur. Biraz da pişkinse bire bin katarak anlatır kendisine yapılanı. Karşısındakinin gururunu okşamayı bir görev bilir. Üzerine toz kondurmaz. Velinimetim, der.

Yabancı bir ağızdan bir kötü sözcük çıksa, hemen o sözü söyleyenin ağzına tıkar. Ardından aman efendim, der, siz ne söylediğinizin farkında mısınız o değerli zat için. Bunları duymamış olayım! Şu zavallı kulaklarım duymamış olsun. Yoksa uzarlar da, tavşan kulağına dönerler, maazallah. Ondan sonra, işin gücün yoksa estetik cerrah peşinde koşturup dur. Yoo, öyle yağma yok, estetik cerrahları zengin edecek değilim.  Zaten o kadar param da yok. Ama velinimetim hakkında kötü bir söz duysam, kulaklarım uzayacak gibi gelir bana.

İster inanın ister inanmayın bir tarihte, işitmekten hoşlanmadığı bir sözü işitenin kulaklarının uzadığını görmüştüm. Pek acımıştım o zata. Epey de dalga konusu yapılmıştı ya. Hemen ertesi gün kulakları uzayan, başına bir yün bere geçirmiş halde geldi. Görünüşe bakılırsa uzayan kulaklarını bir güzel sığdırmıştı bereye. Yani biz öyle olduğunu sanmıştık. Bereyi çıkarınca anladık işin aslını. Meğer kulaklarını kesmemiş mi? Tabii çok üzüldük bu duruma. İçimizden bazıları tüh tüh, dediler. Bazılarımız da hayretler içinde neden böyle yaptığını sorduk. O ise sadece dayanamazdım buna, dayanamazdım, diye inliyordu. Bunun üzerine onu teselli etmeye çalıştık. Bu yeni halinin ona pek yakıştığını söyledik. Bunu söylerken de son derece içten olmaya gayret gösterdik. Adamın bu konuda ne kadar hassas olduğunun farkındaydık.

Bir süre sonra yeni durumuna hem o, hem biz alıştık. Bu süreçte bazı kendini bilmezler bu zavallı adamcağıza kulaksız deme gafletinde bulundular. Böylelerinin hemen ağzının payını verdik. Yaptıklarının pek ayıp bir şey olduğunu söyledik. Onlar da utanıp başlarını yere eğdiler. Bir daha bu tür yakıştırmalarda bulunmayacaklarına dair söz verdiler.

Şimdi arada bir birkaç kendini bilmezin yine anlamsız laflar ettiğini duyuyoruz. Onlar da her şeyin farkında değiller tabii. Böylelerine hoş gözle bakılmıyor bizim buralarda. Ya adam gibi davranmaları isteniyor, ya da çekip gitmeleri. Bu durum karşısında suçlu, suçlu ama daha çok da ezik, bir kusur ettilerse özür dileyeceklerini söylüyorlar. Ooo kusur mu, diyoruz onlara özrü kabahatinden büyük diye buna denir işte.

O zaman gerçek bir suçlu psikolojisine bürünüyorlar işte. Nasıl yaltaklanıyorlar bir görseniz? Hani el ayak öpmeye kadar vardırıyorlar işi. Daha önce söylediklerini unutup, özür üzerine özür dilemeye kalkıyorlar. Özür dilemek de bir erdemdir, diyoruz. Öyle yaltaklanıp el ayak öpmenize de gerek yok. Öpecekseniz, dalga geçtiğiniz şu zavallının kulaklarından öpün. Böylesi pek değerli olur kuşkusuz. Elleri ayaklarına dolanıyor o zaman. İğrenir gibi yapıyorlar. Belki de gerçekten iğreniyorlar. Eh, kulak öpmek pek de sıkça yapılan bir şey değil. Bunun üzerine zavallıcağız da kulaklarımı öptürmem, diye tutturmaz mı? Güç bela razı ediyoruz zavallıcağızı kulaklarını öptürmesi için. Sonra diğerlerinin önünde eğilerek öpsünler diye kulaklarını uzatıyor. Ama dudaklar değdikçe huysuzlanıyor. Söylediğine göre gıdıklanıyormuş…

Kemal İster
K. M. Kallweit ~ “White Rabbit Allusion Side”

Recommended Posts