Huzursuz

 In Pozisyon Hatası

Huzursuz Kalabalık, mahşeri kalabalık; en uzak uydu konumundan dünyanın ekranına yansıyan görüntüye göre karıncalar gibiler. Birbirlerinin üstüne çıkıp, itişip tepişip duruyorlar.

Biçimsiz caddenin öte tarafındaki dar sokaklardan birinden telaşlı ahalinin aksine, olabildiğince ağır adımlarla çıkageliyor. Peşi sıra ona eşlik eden biri, tek ayağı aksak, boz tüyleri eprik eprik olmuş, berikisi tozdan postu kirli kahverengine dönmüş iki köpek ve pırtık giysileri, etrafa yaydığı ekşimsi kokuyla sokağın başında duraksıyor. Gözlerini kısıp yolun hangi tarafına gideceğini kestirmeye çalışıyor; onun için en makbulü kalabalığın en yoğun olduğu yön. Köpeklerle beraber, istifini hiç bozmadan, aynı ağır adımlarla kendisini bu telaşlı denizin akıntısına bırakıyor; neden sonra, caddenin en civcivli yerinde duruveriyor. Sağından solundan insanlar o yokmuşçasına muhtelif gündeliklerine koşturmaya devam ediyorlar. Cadde büyük bir saat, o ise bu büyük saatin ortasındaki pek de ilgi çekmeyen küçük bir nokta.

Başını kaldırıp gün ağartısı rengi göğe bakıyor, derin bir nefes çekiyor, sonra tüm gücüyle bağırıyor: “Puaaaahhhhhh!” Etrafını saran kalabalık bu beklenmedik sesle âniden irkiliyor, durup bakıyorlar, dükkân sahipleri kapılarının önüne fırlıyorlar, telefonlarına gömülüp sair zamanda önüne dahi bakmayanlar zürafa gibi başlarını kaldırıp, şaşkın şaşkın sağ sola uzatıyorlar; caddenin en uzağında duranlar bile dönüp sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyor. Durumu kavrayan kimileri, sinirli sinirli sesin sahibinin çeşitli akrabaları hakkında ayıp sözler söylenerek yollarına, berikiler de iki dakika önce her ne halt ediyorlardıysa ona kaldıkları yerden devam ediyorlar. O ise bir müddet daha birkaç dakika önce bir hiç olduğu yerde kıpırdamadan, onu hiçlikten tümlüğe taşıyan bu küçük eylemin yarattığı hazzın keyfini sürüp öyle devam ediyor yoluna.

Gün boyunca kâh otobüs ve dolmuş duraklarında bekleşenlerin ardından usulca yaklaşarak, kâh nezih kafelerde oturmuş dedikodu yapanların yanı başında durarak, kâh da büfelerin önlerine doluşmuş ayaküstü tıkınanların arasına karışarak yineliyor bu eylemini. Özellikle büfelerin önü kirli köpekler için tam bir ziyafete dönüşüyor çünkü ansızın duydukları nidayla korkup ellerindeki döner, tost, öteberiyi yerlere düşürenler oluyor; kirli köpekler saçılan yiyecekleri zaman kaybetmeden mideye indiriveriyorlar.

Onun yorulduğu zamanlarda da kirli köpekler işi devralıp durup dururken en olmadık yerlerde ansızın avaz avaz havlayarak etraftakileri tedirgin ediyorlar. Gece çöktüğünde üçlü, ertesi gün tekrar yollara dökülmek üzere evin yolunu tutuyor; dar sokaklardan, uzun yokuşlardan aşağı inerlerken çatlak patlak sokak lambasının göz kırpımı aydınlattığı bir alt geçitte duraksıyorlar. O iki bina arasına gerilmiş bez afişe, gözlerini afişteki meymenetsiz, badem bıyıklı adamın yüzüne, yüzünü buruşturarak dikiyor, derin bir nefes alıyor ve var gücüyle bağırıyor: “Puaaahhhhh!”

Tuğba Dinçmen
İllüstrasyon: Dan Meyer ~ “Face in the Crowd”

Recommended Posts