In Nomine “Dominus”

In Nomine “Dominus”

Ev sahibimle aynı fikirde olduğumuz tek konu var: Mülk Allah’ındır.

Bu durumda ev sahibim, O’nun kulu ve elçisidir.

“Bir konuşsanız diyorum… Ben arıyorum ama meşgul olsalar gerek, acaba siz bir görüşseniz; kirayı biraz olsun düşüremez miyiz?”

“Kiminle?”

“Mülk sahibiyle canım!”

Gülüyor Cemal Bey. Katıla katıla. Nefesi kesiliyor, öksürmeye başlıyor sonra. Kola bardağı boşalmış; bir eliyle uzanıp bardağı kavrıyor, havaya kaldırıyor öksürürken. Kola dolduruyoruz hemen. Yakıt bitmiş.

Kapı, pencere, ısıtıcı, nem var, küf oluyor duvarlar, sonra su kesilip duruyor, depo delik Cemal Bey! Lambalar yanmıyor, tesisat bozulmuş. Sokak kapısı şişmiş, açılıp kapanmıyor, kilitlenmiyor zaten!

“Bilirim bilirim bilirim…”

Cemal Bey, artık bütün ev sahipleri Cemal Bey’dir benim nezdimde. Sizi ölümsüzleştirdim biliyor musunuz? Bilmiyorsunuz. Sizi yazdım, sizin romanınızı. Hayır, hayatım roman olur kabilinden değil. Kurgu bu. Aldım sizi, uydurdum kaydırdım yepyeni bir siz yarattım. Gerçi hâlâ siz, o da ama sizden iyi olmasın, “bi’hoş” adamın biri olup çıktı. Çok şeyi değiştirdim belki ama “hakikat” var ya hakikat, “deadset” der İngiliz, bili’n? Hah işte öyle hakiki olan yani; taş gibi, buz gibisinden. Buz gibi derken soğuk manasında. Anlıyor musunuz Cemal Bey? Anlamıyorsunuz… Anlatayım.

Diyeceksiniz ki intikam da soğuk yenen bir yemektir. Soğuk yenen yemek olmaz. Ara sıcaklar falan vardır mesela ama kimse yemeği soğuk yemeyi sevmez. Ya da seven vardır belki ama istisna; ben kahiri ekseriyetten bahsediyorum. Kahir derken, “vast majority” der İngiliz, you know? Anlatabiliyor muyum? No! Ben niye size hiçbir şeyi anlatamıyorum Cemal Bey? Bilmiyor musunuz, iyi. Sevindim bilmediğiniz bir şey çıkmasına. Ben biliyorum, anlatayım…

Çünkü bir şey varsa vardır, yoksa yok. Eğer var olmuşsa yok da olacaktır, ama zaten yoksa, yani “hiç” ya da “henüz” var olmamışsa yok da olmamıştır. Hiç ile henüz arasındaki fark, var olmak olmamak arasındaki ince çizgidir yahut yok olacak olmakla yok olacak olmamak arasındaki. Bir diğer deyişle “şimdi” mühim değildir, olmayabilir sizin için eğer henüz ya da hiç var olmamışsanız.

“Bunlar hep varsayım. Hypothetical, understood?

“I understood so…”

Uzundur kucağımda uyuttuğum soğuk, çelik tabancayı masaya koydum sertçe. “Şimdi” hepimiz masaya bakıyoruz, tabancaya. Uzandım, aldım elime. Emniyeti açtım ve Cemal Bey’in kafasına dayadım. Pardon Cemal Bey, hafif yan çevirir misiniz kafanızı; şakağınıza dayarsam daha şık olacak. Teşekkür ederim.

“Tetiği çektim! “Hypothetical” yani, n’olur?”

“Kirayı ödeyeceğin “biri” kalmaz.

“Out of this World! Yani olacak iş değil, der Türk, bili’n?”

“Kirayı ödeyeceğin yeni “biri” olur! Yani yok öyle bir dünya, der Türk bili’n?”

Cemal Bey silahı elimden almadan, şakağından şakağıma doğrultturdu bana.

“Pull the trigger!”

“Hypothetical you mean?”

“No no! Hakikaten…”

“Kiranızı ödeyecek “biri” kalmaz.”

“It’s not a big deal, drug on the market… Elini sallasan ellisi yani, you…” dedi Cemal Bey, elimden aldığı silah şeklindeki çakmakla sigarasını yakarken.

“Well then Cemal Bey, buyurun kiranız…”

 

 

Janset Karavin
Görsel: Antonio Martins – “The Tenant”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir