Jargonaltı

 In Portakalı Soydum

Açıkçası bu konular üzerinde fazla akıl yürütmemiş olsam da grubun misyonu adına bir şeyler karalayacağım. Öyle olmalı şöyle olursa kötü gibi şeyler söyleyemem, çünkü derinlemesine düşünmedim bunları, tamamen kişisel tavırla alakalı olacak bu yüzden.

Edebiyat içerisinde ‘yeraltı’ mevzusunu bir jargon, bir anlatım biçimi olarak görüyorum. ‘Boktan’ bir yaşam yaşayıp ‘boktan’ yaşamları anlatma işinden ziyade, herhangi bir şeyi ‘yeraltı’ jargonunda anlatma olayı. Tabi yeraltı kategorisindeki eserlere baktığımda, benzer konumlardaki temaları görüyorum. Yeni yeraltı diye bir şey ortaya konulacaksa, jargonundan vazgeçilmesini imkansız gördüğüm için, temada özgürlük olması bir yenilik olabilir. (Ne anlattığın değil, nasıl anlattığın önemlidir, gibi.) Ya da başka bir şey ve ben olayı farklı algılıyorum.

Sartre isim düşmanlığı vebasından bahsediyor ancak ben de insanlığın isimlere sıfatlar getirmek dışında bir halta yaramadığını düşünüyorum. Eğer bir yaratım hareketinin ismi varsa, bunun mutlaka belli bir tema (veya),anlatım biçimi ve olayları benzer görüşlerle yorumlama özelliği olmalı, bu yoksa zaten ismin de işlevi yok. (Şöyle ki, biz portakal edebiyatı adlı bir kategoride yer alıyorsak mutlaka bir ortaklıkta birleşmemiz gerek.) Böylece bir esin anına, bir doğaçlama patlamasının gidişatına kafamdaki isme göre yön vermek zorundayım. Ha keza portakal edebiyatı tarzı yalnızca benim üretim biçimimse, zaten ona isim vermemin de bir anlamı kalmıyor; bu ismi bana verecek olan ‘gelecek’tir. Sartre’dan örnek vereyim ben de; kendisi ‘ yapayalnızım ama bir kente yürüyen ordu gibiyim’ diyor. Bunu bireysel yaşamla birlikte, edebi üretim için de düşündüğümüzde; zaten ‘ben’ tek başına bir isim, bir hareketim. Ayrı yeten, çelişkimizin yeni isim üretmekten ziyade; sanatçıyı ‘hayatta tutmak’ olduğunu ve herhangi bir ortak hareket olarak düşünürsek, amacın bu olması gerektiğini düşünüyorum.

Ek: Son olarak Aytaç arkadaşın isim koyma konusundaki refleksini de doğal buluyorum. Tüm bu sanatsal yüzeyselliğin karşısındaki pratik boşluğu doldurmak adına ‘harekete geçirici’ bir talebin tezahürü diyebiliriz belki. ‘Ne yapmalı?’ ve ‘Nasıl yapmalı?’ üzerinde derinlemesine düşünmek gerek.

N. Toygar Ateş

Recommended Posts