Kaçınılmazlık

Neden sürekli aynı hatalara düşüp defalarca ama defalarca aynı hatayı, farklı farklı gerekçelerle kendimize açıklamaya çalıştığımız halde, “başka bir hayatta” her şeyin “başka” olacağına inanırız ki?

Belki de “başka hayat” diye bir şey yoktur. Belki de bizim, “başka bir hayat” diye tanımladığımız o şey sadece bu, biricik varoluşumuzun, farklı çeşitlemelerinden bir diğeridir; “ikinci bir şans” ya da “fırsat” belki, değerlendirilmeyi bekleyen. Aynı hataya düşmemek için bilincimizin var ettiği benzer bir evren. Şu anda içinde sürüklendiğimiz evrenin gerçekliğini de gene bilincimiz haykırmıyor mu bize usanmadan? Zaten ondan başka neyimiz var?

Bir “kırılma noktasında” dönüp duran bilincin, “doğruyu” tercih etme çırpınışlarıyız belki de sadece. Düşünün; mutlaka kabullenemediğimiz, durup kendimizle yüzleşecek olsak hep bize musallat olan böyle bir kırılma ânı vardır hepimizin hayatında. Birden çok mu var? Belki de Nietzsche haklıydı, kim bilir? Birden çok “kırılma” ancak tanrının öldüğünün ispatıdır.

Yazık oldu hepimize. Belki…

Mühim değil. Başlangıçlara ve sonlara inanmaktan vazgeçtiğinizde hiçbir önemi kalmaz. Zamanın şakacı ve aldatıcı olduğunu öğrenmekle harcıyoruz ömrümüzü. Kimimiz sefa, kimimiz sefalet içinde kaçtığımızı sanıyoruz ondan.

 

Janset Karavin
Fotoğraf: Aini Tolonen | “The Inescapability of Time”