Kadınca Cinayetler

Kadınca Cinayetler

Bir günah, bir ayıp gibi geçtim aranızdan. Görmediniz. Baktığınız olmadım çünkü hiç. Varlığım her birinizin utancının toplamıydı. Hiç kimse kendi payına düşen kadar eğmedi yere yüzünü. Oysa ben, bir kerecik bile dik görmedim başlarınızı. Eğilmiş olduğunuzu görmemenizin garantisiydim ben. Bütün varlığım görüş alanınızda kalmalıydı. Olmuştum bir kere, saklanmalıydım. Susmadınız üstelik. Bana “ayıplığımı” hatırlatmak için hiçbir fırsatı kaçırmadınız.

Öyle ayıptım, öyle ayıptım ki, koşa koşa çuval gibi giysiler almaya gittiğiniz memelerdim, yeni tomurcuklanan. Omuzlarımı dik tutarak yürümeyi hiç öğrenememişliğim ondan…

Öyle ayıptım, öyle ayıbınızdım ki, bildikleriniz dışında kalan öğrenmelerimden utandınız kendinizden utanmak yerine. Bilmediğiniz her heyecanı, masumiyeti kadar kocaman utançlara boğdunuz. Namus oluverdim birden, yenir mi, içilir mi bilmediğim şeyi vurdunuz sırtıma, ben eğildikçe dikleşti sandınız başınızı. Oysa hep eğikti boynunuz. Çünkü başını dik tutmak zorunda olduğunuz “adamları” taşıyordunuz orada. Biri de benim başımın üzerine oturana kadar, benden yeni bir “siz” yaratmaktan, yine “adamlara” karşı siz sorumluydunuz. Sadakatinizin ona karşı mecburiyetiniz değil, ona sunulmuş kendi erdeminiz olduğunu bile sizin anlamanız da, en az onlara anlatmanız kadar imkânsızdı. Mümkün olan, kolaydı. Bana yıktınız.

Öyle ayıptım, öyle ayıbınızdım ki, size ne kadar benzersem, kendinizle o kadar gurur duyacaktınız.

Ben bir kerecik bile, kalbimde kelebekler uçuşa uçuşa elimi uzatmadım bir adama. Ne yaparsam yapayım, beni bile varlığımın bir yüz karası olduğuna inandıracak kadar kusacaktınız nefretinizi üzerime. Öyle sakattım, öyle utançtım ki, lanet olası bir vajinam vardı. Bir de katledilmiş özgüvenim.

Büyük büyük okulların düşünü bile kurdurtmayıp “evimin kadını” yaptıysanız beni, “ayıplığımı” gurura dönüştürebilmiş saydınız kendinizi. Çarşafın orta yerindeki kandım artık, yeni bir siz. Tebrikler! Kendinizi yeniden ürettiniz!

Yemekteki tuz, çıkılan alışveriş, iki kelam edilen bir komşu ya da demi beğenilmeyen bir çay yüzünden öldürülmediysem, yine bunlar yüzünden aşağılanıp hırpalanmalarıma bir son vermek istediğim için öldürüldüm. Çünkü bu kez daha ayıptım. Öyle ayıptım ki, ayakkabısının ucuna baka baka yürümek zorunda olan ve ayakkabısında pislik getirme potansiyeli bulunan bir “şey” olacaktım. Bunun yerine, yufka yüreğinizle benim “kara yazgımı” izleyip ağlayarak kendinizi onaylayacaktınız. Bunu almamalıydım elinizden. Yoksa nasıl, elinizden sabır ve sadakat abidesi çıkarmışlığınızla kendinizi alkışlayacaktınız?

Yüzlerce mezarım ben. Yüzlerce. Canımın bedelini daha az ödemek için onurumu da diline doluyor şimdi katillerim. Kocam, babam, abim, kuzenim.

Şimdi, gözyaşlarınızı ve analığınızı yavaşça mezarımın başına bırakın. Çünkü katil sizsiniz. Bir kadını, en iyi bir başka kadın öldürebilirdi. En iyi katil de, en ölümcül yeri, en iyi bilen olabilirdi. Erkek ancak, sizin ona yarı canlı teslim ettiğiniz şeyi öldürebilirdi. Ve öldürdü beni.
Artık ayıp değilim, öyle günahım, öyle günahınızım ki, sizde beni taşıyacak boşluk yok. Bir sayıyım artık ve ancak istatistik veriler kaldırır utancınızı.

Sakın! Kadınlığı öğrenmeden, analığa soyunmayın bir daha. Sakın bir daha doğurmayın beni.

 

Bade Irmak
Görsel: Ola Astartte – “Shame”