Kafa Mekiği

 In Külüstür Metinler, Pozisyon Hatası

Sıkılmıştım. İnsanların muhabbetlerinden bıktım. Sevgilimle aramızda bitmek tükenmek bilmeyen küçük, salak oyunlar dönüyordu. İşim boktandı. Dergi poşetleyen bir embesildim. Patronum sürekli kadınlardan bahsediyordu. Kadınlardan da bıkmıştım. Erkekler mi? Hepsi taşak kokuyordu. Ne bileyim yanmış taşak gibi bir şey işte. Futbol ve politika sohbetleri beynimi yaktı. Bira ve patates cipsi göbeğimde başka bir canlı büyüttü. Orada, bağımsızlığını ilan etmiş bir yaratık. Bazen ondan şunu duyar gibi oluyordum: Git bir bara ve biraz daha bira içip seninle hiçbir zaman beraber olmayacak kadınların orasını burasını dikizle. Dergi poşetleme… Hangi salağın böyle bir işi olur? Cevap; ben. Bazen sevgilimin bir ajan olduğunu filan düşünüyordum. Ortamlara yerleşmek için beni kullanan bir ajan. Tamam, bu da saçma. Fakat niye benle? Yani benim gibi lanet bir insanla kim beraber olur? Daha doğrusu, ben bir zavallı değil miyim? Ya da ağzıma sıçsınlar benim emi!

Acilen bir plan gerekiyordu. Huzur planı. Huzur operasyonu filan. Hemen şimdi. İntihar? Korkaktım. Ölümden korkuyordum. Sonra bilek kesme, kan işi; lan zaten beni kan tutuyor. Asma? Boğulurum. Tüp? Ya yan komşum Naşide Teyze havaya uçarsa; çok yemeğini yedim. İlaç? Yok, midem ekşir. Reflü var bende. Tabanca, sık kafana? Nereden bulacaksın şimdi silah milah? Hem patlar o “pat” diye. Kendimden nefret ediyordum. Harakiri yapan Japonlar sizlere imreniyorum. İşime devam ettim. Patronun göt, bacak muhabbetini çektim. Sevgilimin aşırı ilgisi beni bunalttı. Halı sahaya filan yazıldım. Sarmadı.

Bir gün ulusal bir gazetede bir ilân gördüm. Dünya Uzay Teşkilâtı. Okudum. Uzaya göndermek üzere bir kafa arıyorlardı. Altta bir numara vardı. Aradım.

-Alo, buyurun Dünya Uzay Teşkilâtı.
-Şey, kafa arıyormuşsunuz.
-Evet beyefendi.
-Benim kafam çok iyi. Ben verebilir miyim?
-Yarın, 09.00-13.00 arası X yerdeki büromuza uğrayıp kayıt yaptırabilirsiniz.
-Teşekkürler. Kravatlı fotoğraf şartı var mı?
-Ne kravatı beyefendi, biz kafa ile ilgileniyoruz.
-İyi günler!
-Size de…

Heyecanlanmıştım. Alarmı kurdum. Her zamanki gibi bok gibi uyudum. Kalktım. Nolur nolmaz diye ablamın düğününde giydiğim takımı giydim. Bir taksiye atladım ve X yere gittim. Büroları biraz nasıl desem varoştu. Benle birlikte beş kişi vardık. Form verdiler, doldurduk. Arada birbirimizden kopya çektik. Formun en alt kısmında “Sıkıldınız mı, ne kadar?” diye bir soru vardı. Sıkıldım, tanrı kadar, diye yazdım. Formları verdik. Biz sizi arayacağız, dendi. Bürodan çıkmış tam bir dolmuşa atlayacaktım ki cep telefonum çaldı. Açtım. Geri çağırıyorlar. Gerisin geri dönüp merdivenleri uçar adım çıktım. Buyurun benim, dedim. Sizinle profesör konuşacak, dedi bankodaki kadın. Profesörü beklemeye başladım. Sütlü kahve verdiler. İçtim. Bilim dergilerini inceledim, anlarmış gibi yaptım. Bankodaki kadınla ilgili fanteziler kurdum. Uyuyakalmışım.

Biri beni itekleyerek uyandırdı. Hıh ananın .mı, dedim, uyandım. Sütlü kahvene deve sidiği şarabı koyduk, dedi bir adam. Sen kimsin lan, dedim. Profesör, dedi. Ben neredeyim, dedim. Fırlatma bölgesindesin, dedi. Hazır mısın, diye ekledi. Kendime geliyordum. Aşağı baktım. Sadece kafayım. Boynumdan aşağısı yok. Profesör bu ne, dedim. Prosedür, dedi. Rahatladım. Vaat ettiğimiz gibi kafanı uzaya göndereceğiz, kafan rahat olacak bundan sonra, haydi kafa güle güle, dedi. Vallaha mı, dedim. Bak gör, dedi. Bir roketin başına cam fanus içinde kafamı oturttular. Son bir sözün var mı kafa, dedi profesör tüm ciddiyetiyle. Bu dünyanın .mına koyim, dedim. Bana bir baktı, sessizlik oldu, fırlatın, dedi. Geri sayım başladı. 10, 9, 8, 7, 6, 5, 4, 3, 2, 1, 0…

İnanılmazdı. Uzay ve kafam. Mutlulukla karışık bir rahatlama hissi vardı içimde. Simsiyah bir çöl ve rengârenk taşlar gibi yıldızlar ve gezegenler. Kafam rahattı artık. Uzay tüm sorunlarımı çözmüştü.

 

Onur Sakarya
Görsel: Golden Gibus ~ An Army of 72 Springtraps

Recommended Posts