Kelebeğe Dört Gün Sonra Randevu

Kelebeğe Dört Gün Sonra Randevu

Bildim talaşmış ağzımda çiğnediğim
Elimde geçmez akçe
Ağzımda damlayı katılaştırsan pis meni
Boşalın, şelaleler kayanın inkarıdır
Boşalın, küvetim baharatlarıyla gömülen aşçı başıdır

 

Gökkuşağı kurşun geçirmiyor; siyah vurun beni

 

Kumaşın huysuzundan yırttım zamanın arta kalanını
Mor ışıkta geçti ömrümün tüm yayaları
Ki; ayaksızdılar

 

T’leri yanlış kullanan bir peltek gibi kendimi ağzımdan yordum
Küfürdü; ettim – sülfürdü; erittim
Dünya, elbet Tanrıcağızın fazla kilolarıydı
Kapıya gelen çocuklara şeker değil; zıkkım ikram ettim

 

Bağdaş, senin bacaklarınsız kurulmuyor bebeğim
Düzen diye bir şey var burada; maketten ama yıkılmıyor

 

Atlara inanan bir kabile, hipodromlarda yeniliyor

 

Zehir, dumanı ele geçiriyor; yeşil sanın beni

 

Gördüm, körün düğümüymüş cenazemde yakama takılan
Elimde dört yerinden kırılmış bir bilek
Ağzımda kendi martını yiyen bir ilkbahar

 

Papatya, falına bakılmayacak kadar histerik
Bahçıvan yatağında ölü bulunmayacak kadar gezgin

 

Boğalar şehri ele geçirecek, kırmızı bulun beni

 

Sevgilim bre
Sapığım, dinsizim, Burhan dayımı özledim.

 

Aytaç Arslan