Külütoris

Aşağıdaki yazı bir zamanlar Pulbiber dergisi için “ısmarlama” yazılmıştır. Bunu herhangi hoşnutsuzlukla, özellikle belirtmiyorum, eğer varsa, sıkı okurum fark edecektir yazının benim doğal yazı akışımın dışında olduğunu. Bugün yeniden ve Düşülke’de yayınlansın istedim çünkü henüz birkaç gün geçti, genç bir kızın, aşk için ki nasıl bir aşksa o, pompalı tüfekle vuruluşu üstünden. Ne zaman cinselliği büyük bir tabu olmaktan çıkartabilir, kadınlığı ve erkekliği şimdileyin olduğundan başka anlamaya ve yaşamaya başlayabilirsek geleceğimiz de aydınlanacak.

İki yılı aşkın İstanbul ve Ankara’da sokaklarda pantomim yaptım. İstiklâl Caddesinde, Bahariye’de, Yüksel’de, Kuğulu Park’ta.

Pantomim tamamen beden diliyle, mimikler ve jestlerle yapılan bir “sahne sanatı” esasında. Ses yok, belki müzik sadece destekleyici bir öğe olarak, benim yaptığım gibi kullanılabilir. Bu durumda insanlar, pantomim bizde pek de bilinen bir sanat dalı olmadığından dans ettiğimi düşündüler çok zaman. Çok da önemli değildi böyle düşünmeleri, önemsediğim sadece beni, pantomimle anlattığım hikâyeyi takip etmeleriydi. Anlamaya çabalamalarıydı. Orada oluşumdu, sokakta, bedenimle, varoluşumla, bir kadın olarak, trans bir kadın olarak, bir başıma.

Kendi içimde önemsediğim, mücadelesini verdiğimse kapitalizmin yozlaştırarak (popüler kültüre malzeme ederek) yabancılaştırdığı bedenimi yeniden ele geçirmek, daha çok üretmek için varoluşumu yeniden kurgulamaktı. Bir varoluş, benliğimi tanıma mücadelesiydi yani bu benim için. Ancak bu mücadelenin benim bedenimde, kadınların ve özellikle de trans kadınların varoluş mücadelesine küçük de olsa bir katkı sağlamasını umuyordum. Eğri oturup doğru konuşalım, hiçbir Lgbti derneği, en ufak bir ilgi göstermediği gibi, tıpkı fobik diğer birçok basın kuruluşu ve resmi kurumlar gibi beni yok saydılar. “Olsun!” dedim. Yenileni olmayan bir mücadeleydi bu, kazanan herkes olacaktı nihayetinde.

Böyle bir yüzleşmeyi Türkiye gibi, ekonomik olarak az, sosyal pratikler açısından hiç gelişmemiş bir kültürsüzlük coğrafyasında gerçekleştirmek kolay değildi, ama hiçbir şeyin olmadığı gibi bunun da imkânsız olmadığını biliyordum, güçlükleri öngörüyordum ve göze almıştım.

Belediyelerle, zabıtalarla, sivil polislerle ve polis memurlarıyla, esnaflarla, tinerciler, sokak çocukları hatta sokaktan geçmekte olan insanlarla bile, tacize kadar varan hem kötü, hem de iyi olaylar gelip geçti başımdan. Bütün bunları da “Transdomim” adını verdiğim, Düşülke Yayınlarından çıkan kitabımda anlatmaya çalıştım.

“(…)

Bir saattir yere serdiğim siyah sahne bezinin üzerinde pantomim yapıyorum. İstiklâl Caddesi denen yaşayan ölüler mezarlığındayım. Mutlu kapılmışlıklarında, hiç durmadan akıyor kalabalıklar. Duruyorlar, merakla bana bakıyorlar. “Para Ağacı” oynadığım oyunun adı; benim oyunum. Oyunu bitirince izleyenleri selamlıyorum ve onlara diyorum ki: “Sahibi olduğunuzu sandığınız şeylere dikkat edin; gün gelir onlar sizin sahibiniz olurlar. Sahibi olduğunuz tek şey gölgenizdir!” Alkışlar. Kalabalık dağılıyor. Ben pantomim yaparken yanımda bulunan arkadaşıma genç bir çocuk soruyor: “Ne yapıyor?”

“Pantomim, deniyor buna. Sessiz tiyatro oyunu. Bir öyküsü var, bunu müzik eşliğinde, konuşmadan, hareketleriyle anlatmaya çalışıyor.”

“İlginçmiş aslında…

Bir şey soracağım, arkadaşınız transseksüel mi?”

(…)”

Nasıl olduğu değil, nasıl olması gerektiği üzerinden nesneleştirilen bedeni ve insan…

Hâlâ bazen, kimi dergiciklerde yahut televizyoncuklarda, büyük büyük okullardan mezun, kimi diplomalı zevzeklerin edebiyatın, sanatın ne kadar politik olabileceği, politikleşmesinin doğru olup olmadığı gibi tartışmalara denk geliyorum. Oysa bunları tartıştıkları dilleri, konuşurken anlamı güçlendirmek için oynatıp durdukları elleri, oturdukları affedersiniz kıçları, üst üste attıkları bacakları; kısacası bedenleri çoktan nasıl olması gerektiği egemenlerce dikte edilmiş, iktidarın hegemonyasına alınmış, belki kültür ekonomisinin metası haline getirilmiş, politikleştirilmiş…

Nefes alışımız politiktir. Sanat eylemi, düşünüşten eyleme erişen süreçte bütünüyle politiktir kaçınılmaz olarak. Statükonun, süregelmekte olan durumun, değişimin tek kural olduğu kaos ve zamanda yaşamın ruhuna uyum sağlaması, çürümemesi için panzehirdir sanat. Yani yaşamak politiktir.

Parayı da, zamanı da, insanı da hem kazanmak hem de harcamak politiktir. Ama kadın ya da erkek olarak yaşamak politkleştirilmiştir. Kim tarafından? Devletler tarafından. Kapitalizmi ve statükoyu, geleneği, olageleni koruyarak varlığını sürdürmek isteyen egemenler tarafından erkek olmak da kadın olmak da politikleştirilmiştir.

Göster bakayım amcalara pipini!”

Erkek olmak da kadın olmak da öğretilen, öğrenilen davranış kalıplarıdır esasında. Ve erkeklik bir aymazlık, utanmazlık öğretisidir. Ne kadar utanmaz, o kadar erkek! Utanmazlığın ilk aşaması amcalara pipiyi göstermekse, bir sonraki aşaması düğünlü dernekli, çalgılı çengili “erkeklik merasimi” olan sünnettir. Hem cesaret, hem utanmazlık bilenir kitlesel bir çıldırmayla. Pipisi bilenecek velet artık erkek olacağı içindir ki gurur kaynağıdır. Bu seviyedeki utanmazlık, erkek oluşun toplumca da onurlandırılması üzerinden gün gelip sokakta “âleti” sağdan sola, soldan sağa, ulu orta, elleye yoklaya taşıma ve otururken bacakları iki yana kasıla yayıla açıp bölgeyi havalandırma raconuyla tamama erer. Utanmaz adam artık, iki bacağı arasında sallanıp duran utanmazlık abidesiyle, ceddin deden ataları dilinde pelesenk, fetihten fetihe koşmaya hazırdır. Artık erkeğin hasıdır…

Kadın olmak, kadın olmayı öğrenmekse bambaşkadır. Erkeklik ne kadar utanmazlık bilgisi, becerisiyse, kadınlık ona koşut bir o kadar utanç bilgisi, utanmayı kendine yakıştırma becerisidir. Daha çocukluktan başlayarak üzerimize dikilen bu cinsiyetçi bakış ve ayrımcılık, sokağa, oyuna koştururken giydiğimiz terlikler, yüksek ökçelilere dönüşürken başkalaşarak, şiddetlenir. Bedenimiz üzerinde kurulmak istenen iktidar, devletlerin pezevenkliğinde ve “vatana millete faydalı, en az üç evlat” yetiştirmekle görevli, vatandaş üretme çiftliği ailenin gözetiminde sürer gider.

Bunlar ağır meseleler. Gelin biraz hafifletelim, gülümsemenin, gülmenin hatta kahkahanın ciddiyetine tutunarak düşünelim. Çocukluğumuza dönelim. Çocuk gibi düşünmenin yetişkinlerin dünyasında on kaplan gücünde olduğuna inanalım…

Cin Ali ile Cin Ayşe kardeştirler, hatta ikizdirler, dahası tek yumurta ikizidirler. Beraber kundaklanmış, aynı mamalarla beslenmiş, yan yana beşiklerde sallanıp, aynı ninnilerle uyutulmuş, büyütülmüşler, aynı okula gitmişlerdir. Günlerden bir gün Cin Ali’nin artık sünnet edilmesi gerektiği kararını verir anne, babası. Sünnet düğünü için hazırlıklar başlar. Cin Ali’ye maşallah kuşaklı sultan, subay, padişah madişah kostümü alınır. Fotoğraflar çektirilir. Zerdeler, pilavlar, şerbetler pişirilir misafirler için. Davullu zurnalı, kirveli güveyli düğün alayı toplanır. Fenni sünnetçi gelir, okumalı üflemeli keser pipiyi.

Ucundan azıcık!”

Cin Ali ile Cin Ayşe kardeştirler, hatta ikizdirler, dahası tek yumurta ikizidirler. Beraber kundaklanmış, aynı mamalarla beslenmiş, yan yana beşiklerde sallanıp, aynı ninnilerle uyutulmuş, büyütülmüşler, aynı okula gitmişlerdir. Günlerden bir gün Cin Ayşe regl olur! Ne annesi ne babası karar vermemiştir oysa Ayşe’nin regl olmasına. Otoriteye ilk başkaldırı mıdır bu! Ayşe’ye sultan, prenses kostümü alınmaz. Fotoğrafçılara gidilmez. Şerbetler, pilavlar pişirilip kazanlar kaynatılmaz. Davul zurna yoktur ortada. Kirve güvey hak getire! Nerede düğün alayı. Sünnet düğünle dernekle, âdet sessiz sedasız, dilsizdir.

Ayşe utanmayı öğrenir ilkin. Sonra utanmayı kendine yakıştırmayı öğrenecek daha. Daha daha sonra da “Hayırlı Kısmetler Yokuşundan” beyaz atıyla gelecek bir prens. Beyaz çarşaflarla kurulmuş gerdek yatağında kan kırmızıya boyayacak Ayşe utancını. Bayrak gibi asacaklar damlara kızlığını. Herkes bilecek Cin Ayşe artık kadındır.

Ayşe’nin kilitorisi böylece kendisinden başka herkesin olur. En başta geleneğin, devletin, egemenlerin olur. Herkesin hem umurunda, hem de hiç kimsenin umurunda olmaz. Gel zaman git zaman bir penis küllüğü olur. Külütoris olur…

Janset Karavin
Görsel: Eva Senín Pernas ~ Crime Scene Lip Art