Kurutulmuş Düşler – II

Kurutulmuş Düşler – II

Kendi adını ‘hayat’ koyup, adının kıyısında çoğala tükene gezinen kadın,

 

Kimsin şimdi? Gündelik telâşları çok gerilerde bırakmış, öylece oturmuş, ellerine bakıyor olmalısın. Artık eskisi kadar meşgul değiller ve gözlerin sık sık içi tıklım tıkış dolu torbaya kayıyor değil mi? Düşlerini kurutup kışa sakladığın torbaya… Tez canlı cümlelerini özlüyor musun? Hani, ‘yarın’ diye başladığın ama hiç tamamlayamadığın… Sen mektuplarını da ‘Yarım’ diye imzalardın, öyle ya. Tamamlanabildin mi kadın?
Yoksa bir zamanlar sahip olamamaktan korktuğun ‘kışa’ sahip olmuşluğundan pişman mısın? Hiç tastamam yerleşemediğin yaşam salıncağından vakitlice inmediğine mi, yoksa üzerinde dimdik durabileceğin vakitlerde doya doya sallanmadığına mı içerliyorsun?
Bıçaklar biriktirmiştin kadın! Saplayabildin mi senin ölü gözlerini boynuna asanların gözbebeklerine? Korkuların vardı, boynuna dolayıp uyuyabilecek kadar ehlileştirebildin mi onları? Heveslerin vardı, hiçbirini tam da yüzüne en yakışacağı zamanlarda gülücük yapıp dudağının kenarına asamadığın. Telâfisi oldu mu zaman içinde?

Kitapların sayfa aralarında kıpır kıpır gezinen o heyecanlı çocuk, hangi sorularının cevabını buldu? Yanıtı teke mi indirdi yaşam, orta yerine atılıverdiği sürüncemeyi tanımlamak adına, yoksa sorularını mı çoğalttı? Yoksa, en kötüsü, vazgeçişlerine sorularını da mı kattı?

Çok erken yitirmişti ya motorları maviliklere sürme düşü kurdurtan şaire inancını, çok erken büyüyerek. Hâlâ bakamıyor mu çocukların yüzüne, gerçekleştirilmemiş bir vaadin sorumluluğundan kendine düşen payı gözlerine perde edip?

Kalp atışın hâlâ beni bile nefessiz bırakacak kadar hızlı mı? Öyle ya! Sen, emsalini bulamadığından hırpalanmıştın onca, senin doğumundan kırk sene evvel ölmüş adamla satır aralarında yaşamıştın ilk aşkını. Tek satırın oldu mu kadın, altını ‘iyi ki’ rengiyle çizdiğin? Öğrettiler mi kanata kanata, o güzel adamların kitaplarda kaldığını?

Koruma telâşından yaşamaya vakit bulamadığın sevgilerin vardı, güvenlerini minicik avuçlarının teriyle ellerine bırakırlardı senin. Verdiğin güven yaşamlarını korunaklı birer salıncağa oturtabilmelerine yetti mi?
Düş torbası edinmemeyi öğretebildin mi onlara? En çok da bunun için bu kadar şişkin ya düş kurusu torban. Onlara düş büyütüp her mevsim taze tutmayı öğretebildiysen, ‘değdi’ diyorsundur şimdi. ‘Değdi.’
Kaçırma gözlerini kendi torbandan. Şans mı, külfet mi karar veremediğini biliyorum ama, bir ‘kışın’ olmuş bunları okuyabiliyorsan…
Hadi al torbanı ve dök önüne içindekileri. Tanıyamadın mı yoksa? Senindi hepsi…
Ne kadar yabancılar değil mi? Ne kadar uzak…
Üzerinde hâlâ bıçakla kesilmişliğinin izi duran bölük pörçük çocukluğun, yaşar-mış gibi yapmaya gönül indiremediğin her şeyden sakınmak için torbalara tıkıştırdığın gençliğinim ben!
Ben sana yetişebildim mi kadın?
Ağlama!
Saç ortaya biriktirdiklerini ve hadi bul beni.

 

 

Bade Irmak
Görsel: Even Liu – “Footprints”