Kurutulmuş Düşler

Kurutulmuş Düşler

Düş kuruları biriktirirsin. Daldaki tazeliğinde tadamayacağının kabulü önkoşuldur. Yoksa ne onları kurutacak güneşin olur göğünde, ne içinde saklayacağın “belki” torbası olur elinde… Erteleye erteleye farkında olmadan vazgeçmeyeşin, içindeki unutulmuşlar mezarlığında çürütmeyesin diye üzerine “umut” yazıp en güneş alan yere asman gerekir torbanı. Hatta öyle bir tahammül büyütmen gerekir ki, onları “kışa” saklıyor olduğun gerçeği çok da sarsmasın seni.

Nasıl sarsmaz diyorsun, değil mi? Çünkü düş kurularını tüketebileceğin tek “kışın” var. Bütün diğer mevsimlerin de tekti gerçi… Tadı, kokusu hiç “vaktinde” olduğu gibi olmayacak ama, razısın o kadarına bile.. (Çünkü taze baharlar büyütmektesin koynunda. Aman yutkunamadıkları sertlikte bir şey olmasın bahar dallarında onların diye, kendi özsuyunu katmaktasın ömürlerine… Sende ne kaldıysa işte… Yüksünmez, şikayet etmez, keyif alırsın üstelik bundan. Belki de sahip olduğun tek anlam diye sarılırsın, anlamı kendinde bahar varlıklarına.)

Kendi sesini duyarsın kimi zaman. Der ki, “Bir kerecik, kurduğun ânın tazeliğinde, kokusunda, tadında yaşa tek bir düşü.” Bir el hareketiyle savuşturabileceğin bir sineğin vızıltısı kadar belki. Gerçi, kovaladığın sıklık ve hızda aynı yere inatla konan sinekleri de bilirsin sen. Sesleri gitgide daha bir yükseliyor gibi gelir sana. Katlanamadığında öldürürsün en kötüsü.

Oysa o şimdi “sen”sin. Şu anda “sen.” Biliyorsun… Bir bez torbaya koyup, güneşe asıyorsun kendini. Torbayı açıp, içindekileri önüne şöyle bir dökebileceğin bir “kış” yaşama şansın var mı, olsa da, canın çekecek mi artık içindekileri, o torba artık üzerine “umut” yazdığın şey olacak mı o gün, bilmiyorsun. Hadi kovala beni… Sinekliğim tuttu, havalar da güz vakti ya hani. Kış kapıda telaşı işte…

 

Bade Irmak
Görsel: Even Liu – “Cloud Catcher”