Masaj


Parmakları acıyor.

Duman altı bir oda, iki sedir bir soba. Sedirler evin iki çocuğunun yatağı aynı zamanda. Hep gece yarısı gelir adam ve gelişini izleyen o on dakika, değiştirir odanın kokusunu. Halbuki daha bir saat önce mandalina kabukları koymuştu sobanın üzerine çocuk, ağzında hâlâ turunç tadı, unutmuş adamın birazdan geleceğini.

Parmakları acıyor.

Aslında çoğu zaman yatağa girer, yorgana, odun ateşiyle ısınmış odanın sıcaklığında, kan ter içinde kalıncaya kadar gömülür, korktuğu için mi uyuyamadığını, uyuyamadığı için mi korktuklarının başına geldiğini düşünür, uykuya yalvarırdı. Gerçi, çoğu kez uyandırılmıştı. Biliyordu çocuk uyumuş olmanın da o saate engel olamayacağını. Ama belki annesi… Hani bu gecelik… Belki… “Bırak uyusun çocuk,” der mi? On bir yaşında artık. Kimse onun çocuk olduğunu düşünmüyor gerçi.

Parmakları çok acıyor.

Bugece unutmuş yatağa girmeyi. Adam oturuyor sobanın ardındaki mindere. Yer sofrasında, konuyor yemeği önüne… Tv’de her nedense kıyafetlerini çıkararak dans eden kadınlar var. Dans neden böyle edilir ki? “Eğ başını,” diye kızıyor adam. Birbirinin ateşiyle yakılan sigaraların izmaritleri küllüğün yarısını dolduruyor. Her sönen sigarayla biraz daha artıyor çocuğun karnında dönenip kıvrılan ağrı. Ağrı da değil bu, farkında çocuk.

En çok parmakları acıyor.

Aslında bazen cesaret etmişliği de var, “Bana ne, yapmıyorum işte,” diye bağırmaya. Adam yorulana kadar dövülüp, sonunda uyuyabilmek de bir seçenek. Ama o, neyi seçeceğini önceden kestiremedi hiç.

Parmakları köklerinden, eklem yerlerinden sökülür gibi acıyor.

Az sonra gömleğini çıkarıyor adam. Elindeki sigarayı basıyor küllüğe. Ve sesleniyor o boğuk, çatallaşmış sesiyle.

“Gız, gel de şu omuzlarıma accek çök hele.”

Kendi ağzından, “Bana ne!” diye bağıran sesi bekliyor çocuk. Ses yok. Annesi oturduğu sedirden kalkıp kıza yer veriyor. Kız geçiyor adamın ardına. Sedire oturuyor. Adam yerde. Önünde. Sırtı dönük iyi ki. Çocuğun artık parmakları yok. Kendi yönetemediği hiçbir şeyi sahiplenemiyor nedense. Artık parmakları yok.

“Çek şunları, dizinin kemiğini s.ktiğimin sürtüğü, sırtıma batıyor!” diye bağırıyor adam, elleriyle kızın bacaklarını iki yana açıyor.

Çocuk, adamın omuzlarını sıkıyor, ovalıyor, beceremedikçe azarlanıyor.

Küfrederek yüz üstü yere uzanıyor adam. Ayak bileklerinden başlıyor çocuk. “Yukarı,” diye tıslıyor adam. Her tıslayışında birkaç santim yukarı çıkıyor parmaklar. Bacak bitiyor. “Yukarı,” diyor adam. Çocuk soluk alamıyor.

Adam sırt üstü yatıyor şimdi. Dizlerinden başlatıyor. “Yukarı,” diyor yine. Adamın önünde bir şey büyüyor. Büyüyor. Büyüyor. Onun ne olduğunu annesine sormuştu çocuk geçenlerde. “Benim kullandığımdan,” demişti annesi. “Bez.” Kadınlar gibi erkeklerin de kanadığını söyleyip kovalamıştı çocuğu.

Bitiyor. Adam diğer odaya geçiyor. Çocuk ellerine bakıyor. Kendi istediği birkaç yöne uzatıyor, birkaç hareket deniyor elleriyle. Buluyor parmaklarını. Artık hepsi onun.

Biraz sonra bahçede buluyor kendini. Bir çukur açıyor elindeki metal çubuk ve kardeşinin oyuncak küreğiyle. Elleri yok ama ellerini kullanarak yapıyor bunu. Bileklerinden kesik elleri koyuyor çukurun içine. Üzerini kapatıyor. Yerinde olmayan elleriyle usulca örtüyor kapıyı. Bir şey boğazını sıkıyor.

Gözlerini açıyor. Sabah olmuş. Çığlık atamıyor yine. Sesi yok.

Parmakları çok acıyor.

Bade Irmak
Fotoğraf: Natalia Drepina | “Semi Darkness”